GİRİŞ

Bismillahirrahmanirrahim
Rasulullah (sallalahu aleyhi ve alihi ve sellem) şöy¬le buyurmuştur:
“Ben aranızda iki değerli şey bırakıyorum: Allah’ın kitabını ve itretim (öz soyum) olan Ehli Beytimi; ger-çekten bu ikisi (cennetteki) havuzda bana kavuşunca-ya kadar, birbirlerinden ayrılmayacaklardır.”
Bütün hamdler (övgüler) Allah’adır ve sen (ey Allahım) her eksiklikten uzaksın. Ey Allahım senin Cemal ve Celalinin mazharları ve Kitabındaki sırların hazi¬neleri olan Muhammed’e ve onun soyuna rahmet et. Öyle bir kitap ki kendinden başkasının bilmediği ve de kendin için seçtiğin isimlerin de dahil ahadiyyet, tüm isimlerinle birlikte onda tecelli etmiştir.
Muhammed’e ve onun soyuna zulmeden habir ağa¬cın  kökü olan zalimlere lanet olsun. Ben burada kı¬sa ve yetersiz dahi olsa “Sakaleyn” (Rasulullah’ın bı¬raktığı iki değerli şey) hakkında bazı hatırlatmalarda bulunmayı uygun görüyorum. Elbette sekaleyn’in, (Kur’an ve Ehli Bey’tin) manevi, gaybi ve irfani makamlarını değil; çünkü benim gibi birisinin kalemi, bü¬tün mülk (içinde bulunduğumuz evren) melekuti ala (bu evrenden üstün olan ruhlar ve melekler alemi) ve Lahut (melekut aleminden üstün olan akıllar alemi) alemlerince bile tanınması zor ve tahammülü muhal olmasa bile çok ağır olan ve bizlerin idrak gücümüzü aşan bir makamı işlemekten acizdir. Aynı şekilde Sıkli Ekber (Kur’ an) ve Sıkli kebirin (ehli Beyt) Ki o da mutlak büyük olan Sıkli Ekber( Kur’an) hariç her şey¬tan daha büyüktür yüce hakikatlarının unutulması ve inzivada kalması yüzünden insanlık aleminin başına nelerin geldiğini de açıklamak istemiyorum. Hakeza yetersiz bilgim ve şu sınırla vakitte Allah’ın düşmanla¬rı ve hileci tağutlar tarafından Peygamberin bu iki de¬ğerli emanetine yapılanları açıklamak da istemiyorum. Çünkü bilgisi yetersiz olan ve zamanı sınırlı olan be¬nim gibi biri onlara yapılan zulümleri saymaktan aciz¬dir. Sadece bu iki “Saki” (Peygamber’in bıraktığı değeri emanet)in başına gelenlere kısaca bir değinmeyi uy¬gun buldum:
Hadiste yer alan “Bu ikisi (cennetteki) havuzda ba¬na kavuşuncaya kadar birbirinden ayrılmazlar” İbaresi Rasulullah’ın sallalahu aleyhi ve alihi ve sellemmukaddes zatından sonra bu iki değerli emanetten bi¬rinin başına gelen, diğerinin de başına gelmiş (birine yapılan zulüm, gerçekte diğerine yapılmış) sayılır, ve birinin terk edilmeği, münzevi kılınması, gerçekte di¬ğerinin de terk edilmesi ve inzivada bırakılmasını ge¬rektirir demek istemektedir belki. Bu iki terk edilmiş emanetin durumu, cennetteki havuz’da Rasulullah’ın yanına varıncaya kadar da böylece devam edecektir. Acaba, bu Havuz, çokluğun vahdete kavuştuğu, damla¬ların denizde kaybolduğu bir makam mıdır? yoksa beşerin akıl ve irfanını aşan başka birşey midir?
Söylenmesi gereker ki, tağutlarca Rasul’ü Ekrem’in sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem bu iki emanetine reva görülen ve kalemlerin yazmaktan aciz olduğu zu¬lümler gerçekte bütün İslam ümmetine, hatta bütün insanlığa yapılmıştır.
Şu noktanın hazırlatılması zaruridir ki; “sekaleyn” hadisi (bu vasiyetnamenin başında yer alan hadis) bü¬tün müslümanlar nezdinde mütevatirdir. Ehli Sünnet’in kütübü, sitte ve diğer kitaplarında da bu hadisi şerif muhtelif lafızlarla (tabirlerle) Peygamberi Ek¬rem’den sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem mütevatir olarak rivayet edilmiştir. Bu hadisi şerif, bütün insanlar, özellikle değişik mezheblerden olan müslüman¬lar için kesin bir hüccet, (delil)dir. Böylece kendilerine hüccet tamamlanmış olan (mazeret yolları kapanan) tüm müslümanlar (Allah’ın huzurunda) kendilerine makul bir cevap hazırlamalıdırlar; ve eğer hiç bir şey¬den haberi olmayan cahillerin bir mazereti olsa dahi mezheplerin alimleri için böyle bir mazeret yoktur.

KUR’AN VE EHL-İ BEYT’İN BAŞINA NELER GELDİ?
Şimdi ilahi emanet ve İslam peygamberi sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem ‘in mirası olan Allah’ın kitabına ne cefalar yapılmış onu görelim: Hz. Ali (s.a)’nin şehadetinden sonra Nefis sevgisine düçar olanlar ve tağutlar Kur’anı Kerim’in tüm hakikatlerini bizzat Peygamber sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem’in kendisinden öğrenen kimseleri ve “Sizlere iki değerli emanet bırakıyorum” nidasının muhatablarını, çeşitli bahanelerle ve önceden hazırlanmış oyunlarla, arka plana ittiler. Gerçekte havuza girinceye kadar, ümmet ve insanlar için en büyük maddi ve manevi bir hayat düsturu olan Kur’anı Kerim’i, bizzat kur’anı kerim’i vesile ederek hayat sahnesinden uzaklaştırdılar. Bu mukaddes kitabın ideallerinden biri olan adalete daya¬lı ilahi hükümeti yok ettiler; böylece de Allah’ın dini ile Kitap ve ilahi sünnetten sapmanın temelini attılar. Neticede öyle bir duruma gelindi ki, kalem onu yaz¬maktan ar etmektedir. Bu eğri temel yükseldikçe ve sapmalar da aynı oranda artmaya başladı, insanları kemale ulaştırmak, bütün müslümanları, hatta tüm insanlık ailesini bir noktada birleştirmek, insanlığı ulaşması gereken merhaleye ulaştırmak ve bütün ilahi isimlerin bilinciyle dünyaya gelen varlığı (insanı) şey¬tanların ve tağutların şerrinden kurtarmak, dünyaya adalet ve eşitlik getirmek ve hakimiyeti, Allah’ın ma¬sum olan velilerine evvelinden ahirine kadar tüm mahlukatın salatı onlara olsun teslim etmek ki onlar da sonunda bu makamı insanların salahını düşünen şahıslara devredeceklerdir için ahadiyyet makamından (Allah’tan), Hz. Muhammed (s.a.v)’in tam keşfiyle nazil olan Kur’anı kerim’i, insanları hidayet etmek için hiçbir rolü yokmuşcasına hayat sahnesinden uzak-laştırdılar. İş öyle bir yere vardı ki, Kur’an, zalim hü¬kümetler ve tağutlardan daha kötü olan sapık alimle¬rin eline de zulüm ve fesadı ayakta tutmak, zalimlerin ve hakka karşı olanların yaptıklarını yorumlamak için bir vesile oldu; ne yazık ki, hayat kitabı olan Kur’an, komplocu düşmanlar ve cahil dostların eliyle mezarlık ve yas meclislerinin dışına çıkamaz bir hale geldi. Müslümanların hatta bütün insanlığın birleşmesine sebep olması gerekirken, tefrika ve ihtilafarı körükle¬me yolunda kullanıldı; veya tamamen hayat sahnesin-den çıkarıldı. Öyle ki, herhangi bir şahıs, İslam devletinden ve Rasulü Ekrem (sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem)’in yüklendiği en büyük görev durumunda olan ve Kur’an ve sünnetin de dolup taştığı asil siyaseten bahsedecek olsaydı, büyük bir günah işlemiş sayılırdı. Ne yazık ki siyasetle uğraşan alim demek, dinsiz alim manasını ifade ediyordu. Durum şimdi de öyledir.
Son zamanlarda büyük şeytani güçler, kendilerini bin bir yalanla İslam’a yamayan ve İslami öğretilerden uzak olan sapık devletler vasıtasıyla, Kur’an’ı yok et¬mek ve süper güçlerin şeytani hedeflerini tamamen gerçekleştirebilmek için Kur’an’ı güzel hatlarla bastırıp dünyanın çeşitli yerlerine gönderiyorlar ve bu şey¬tani hileyle Kur’an’ı hayat sahnesinden uzaklaştırmaya çalışıyorlar? Bizler muhammed Rıza Pehlevi’nin bir kur’an bastırarak bazılarını aldattığını ve İslami he¬deflerden habersiz bazı mollaların da onu methettiklerini, övdüklerini gördük. Yine görüyoruz ki kral Fahd, halkın sonsuz servetlerinden büyük bir miktarını Kur’anı kerim basmak ve Kur’an’a muhalif olan, aynı zamanda baştan sona temelsiz ve hurafelerle dolu Vahhabilik mezhebini yaymak için harcamaktadır. Bu yolla da gaflette olan milletleri süpergüçlerin tarafına sevketmekte ve aziz İslam ve Kur’anı Kerim’den İslam’ı ve Kur’an’ı yıkmak yolunda istifade etmektedir.
Biz ve tepeden tırnağa İslam ve Kur’an’a bağlı olan aziz milletimiz insanların el, ayak, kalp ve aklına vu¬rulan, kendilerini yokluk, felaket ve tağutlara köleliğe sürükleyen, bütün zincirleri kırıp parçalayan ve aynı zamanda da tüm müslümanları, hatta insanlığı vahdete davet eden kur’an’ın hakikatlerini, sadece kabir ve mezarlıklarda kalmaktan kurtarmak isteyen bir mez¬hebe tabi olduğumuz için iftihar ediyoruz. Allah’ın em¬riyle kurucusu Hz. Rasulullah (s.a.v) olan ve bütün bağlardan azade olan Hz. Emir’ül mümin’in Ali İbni Ebi talib’in (a.s), insanlığı tüm zincir ve köleliklerden kur¬tarmakla görevli olduğu bir mezhebe bağlı olduğumuzdan dolayı kıvanç duyuyoruz.
Biz iftihar ediyoruz ki, Kur’an’dan sonra maddi ve manevi hayatın en büyük düsturlarını (emirlerininizamını) içeren ve insanlığı kurtaracak en büyük eser olan Nehcül Belağa kitabı bizim masum İmamımız (Hz. Ali a.s)’a aittir.
Biz iftihar ediyoruz ki Ali İbni Ebi Talib’den, Al¬lah’ın kudretiyle diri bulunan ve herşeyi gözeten in¬sanlığın kurtarıcısı ve zamanının sahibi Hz. mehdi (onlara binlerce tahiyyat ve selam olsun) ye kadar ma¬sum imamlar, bizim İmamlarımızdır.
Biz iftihar ediyoruz ki, “yücelen kur’an”  diye ta¬
ta¬bir edilen hayat bahşedici dualar bizim masum imamlanmızdandır.
Biz iftihar ediyoruz ki, İmamlarımızın “Münacatı Şabaniyyesi”  ve Hz. Hüseyin İbni Ali aleyhimessel-amnin “Arafat” duası ve Alii Muhammed’in (Ehli Beyt’in) Zebur’u (diye isimlendirilen) “Sahife-i Seccadiye”  ve Allahu teala tarafından Hz. Fatimei merziyye’ye ilham edilen “Sahife-i Fatimiyye”  de yine bi¬zimdir.
Biz iftihar ediyoruz ki, tarihin en büyük şahsiyeti olan ve Allahu Teala, Hz. Rasulullah ( sallallahu aley¬hi ve alihi ve sellem) ve masum imamlardan başka kimsenin tanıyamayacağı barıku Ulum (masum İmamların beşincisi olan Muhammed Bakıras) da yi¬ne bizdendir.
Biz iftihar ediyoruz ki bizim mezhebimiz Caferidir ve sonsuz bir deniz olan fıkhımız da onun (İmam Cafer Sadık’ın) eserlerinden sadece biridir.
Biz bütün Masum İmamlarımızla iftihar etmekte ve onların yolunu takip edeceğimize de ahdetmiş bulun-maktayız.
Biz iftihar ediyoruz ki, bizim masum imamlarımız (Allah’ın salat ve selamı onlara olsun) İslam dininin yücelmesi ve adalete dayalı bir hükümet teşkil etmek isteyen Kur’anı kerim’in uygulamak yolunda hapis ve sürgünlerde yaşamış ve kendi zamanlarında olan za¬lim hükümetleri ve tağutları yıkmak yolunda şehadete ermişlerdir.
Biz bu gün, kur’an ve Sünnet’in hedeflerini gerçek-leştirmek için yaptığımız çalışmalarımızla iftihar edi¬yoruz. Halkımızın değişik kesimleri bu büyük ve kader belirleyici yolu katetmede hiç bir şeyi umursamıyor, can, mal ve azizlerini Allah yolunda feda ediyorlar.
Biz iftihar ediyoruz ki, bizim hanımlar, yaşlı ve genç kadınlar büyüğü ve küçüğüyle kültürel, iktisadi ve askeri sahnelerde hazır bulunup erkeklerle omuz omuza, hatta onlardan daha iyi bir şekilde İslam’ın yücelmesi ve Kur’anı kerim’in hedefleri doğrultusunda çaba gösteriyorlar; savaşa katılma gücü olanlar önemli farizalardan biri olan İslam ve İslam ülkesini savun¬mak için askeri eğitimlere katılıyor ve böylece de düş¬manların komplosu ve dostların İslam ve Kur’an’ın hükümlerinden habersiz olması sebebiyle kendilerine yüklenen mahrumiyetlerden tam bir cesaret ve islam’a bağlılıkla kendilerini kurtarmış ve İslam düşmanlarının kendi menfaatları doğrultusunda cahillerin ve müslümanların maslahatlarından habersiz bazı alimle¬rin eliyle icat ettikleri hurafeler zincirinden azad ol¬muşlardır. Savaşa katılma gücü olmayanlar da cephe arkasında milletin kalbini sevinç ve şevkle, düşmanla¬rın ve düşmanlardan daha kötü olan cahillerin kalbini ise gazap ve öfkeyle dolduracak bir şekilde faaliyet gösteriyorlar. Biz kahraman kadınların Hz. Zeyneb Allah’ın selamı ona olsun gibi: “Biz kendi çocuklarımızı Allah ve Aziz İslam yolunda feda etmiş ve her şeyimizden (bu yolda) geçmişiz ve bununla da iftihar edi-yoruz” diye feryat ettiklerine defalarca şahid olduk. Çünkü biliyorlardı ki, kazanmış oldukları şey, dünya¬nın değersiz ve geçici nimetleri bir yana, cennetlerin ebedi nimetlerinden bile üstün olan Allah’ın rızasıdır.
Bizim milletimiz ve dünya mustazafları gerçekte yüce Allah’ın Kur’anı Kerim’in ve Aziz İslam’ın da düşmanları olan kendi düşmanlarının, uğursuz ve cinayetkarane hedefleri doğrultusunda hiçbir cinayet ve hiyanetten geri kalmayan, makam kazanmak ve alçak arzularına ulaşmak için kendi dost ve düşmanlarını dahi tanımayan yırtıcı kimseler oldukları sebebiyle if¬tihar ediyorlar. Bu cinayetkarların başında, bütün dünyayı yıkıpyakan, fitnelere boğan ve zatı (temel ya¬pı ve kuruluşu icabı terörist bir devlet olan Amerika ve kendi heveslerine ulaşmak için, kalemlerin yazmaktan ve dillerin açıklamaktan utandığı cinayetleri işleyen ve “büyük israil”i kurma hayaliyle her türlü cinayeti işlemekten geri kalmayan Amerika’nın müttefiki ulus¬lararası Siyonizm yer almaktadır.
İslam milletleri ve dünya mustazafları iftihar edi¬yorlar ki, kendi düşmanları, emperyalizmin tellalığını yapan cinayetkar Ürdün kralı Hüseyin ve cinayetkar İsrail’le aynı yerde otlayan Kral Hasan ve Hüsnü Mübarek’tir. Bu düşmanlar, Amerika ve İsrail’e hizmet et¬mek uğruna kendi milletlerine her türlü hiyaneti yap¬maktan geri kalmamışlardır.
Biz iftihar ediyoruz ki, dostdüşman herkesin, cina¬yetkar ve uluslararası hukuku ve insan haklarını çiğ¬neyen bir kimse olarak tanıdığı Eflakçı Saddam düşmanımızdır. Ve herkes biliyor ki onun mazlum Irak halkına ve körfezdeki Emirliklere yaptığı ihanetinin, İran halkına yaptığı ihanetinden geri kalır hiçbir yanı yoktur.
Biz ve dünyanın mazlum halkları, kitle haberleşme araçları ve dünya propaganda merkezlerinin bizleri ve bütün dünya mazlumlarını, cinayetkar süper güçlerin emriyle ve onların isteği doğrultusunda işlenen cinayet ve hiyanetlerle suçladıktan için de iftihar ediyoruz. Bundan daha büyük bir iftihar ne olabilir ki, Amerika bütün iddialarına, bunca savaş araçgereçlerine, bunca uşak rejimlerine, geri bırakılmış mazlum halkların sonsuz bunca servetine sahip olmasına ve kitle haber¬leşme araçlarım kontrolünde bulundurmasına rağmen kahraman İran halkı ve Hz. Bakiyetullah (Hz. Meh¬di )’ın bizim ruhlarımız onun ayaklarına feda olsun ülkesi karşısında öylesine bir acziyet ve rezilliğe düş¬müştür ki, kimden yardım dilemesi gerektiğini bile bil¬miyor; kime başvuruyorsa red cevabı alıyor. İşte bu durum ancak Hazreti Bari Teala Cellet Azametuhnın, milletlerin ve özellikle de İran’ın müslüman milletinin uyanmasına ve Şahlık rejimi karanlıklarından kurtulup İslam nuruna kavuşmasına sebep olan gaybi yardımları sayesinde hasıl olmuştur.
Ben şimdi şerefli mazlum halklara ve İranın aziz milletine tavsiye ediyorum ki, ne mülhid doğuyu ve ne de zalim ve kafir Batıya bağlı olan bu ilahi müstakim yola, gerçekte Allah’ın kendilerine nasip etmiş olduğu bu yola kararlılık, azim ve samimiyetle bağlı kalsınlar ve bir an bile bu nimetin şükrünü yerine getirmekten gaflet etmesinler.
Süper güçlerin, gerek dışardaki ve gerekse onlardan daha kötü olan içerideki uşaklarının kirli elleri, halkın temiz niyetleri ve çelik iradelerinde hiçbir sarsıntı icad etmemelidir. Dünyanın aleyhimizde böylesi propagan¬da yapmaları, meydan okumalarının, müslüman halkımızın ilahi gücünün bir işareti olduğunu bilmelidirler. Allahu Teala, siz müslümanların mükafatını hem bu dünyada ve hem de diğer alemde verecektir, “İnnehu veliyyun Niam ve bi yedihi melekutu kulli şeyin” (Ger¬çekten o Allah tüm nimetlerin sahibidir ve her şeyin saltanatı onun elindedir)
Ve acizane bir dil ve tam bir ciddiyetle müslüman milletlerden, beşeriyet aleminin en büyük yol gösterici¬leri olan Masum Ehl-i Beyt imamlarının siyasi, içtimai, iktisadi ve askeri kültürünü canı gönülden, kendini ve yakınlarını feda etme pahasına dahi olsa layı¬kıyla takip etmelerini istiyorum. Bunun yanısıra Risalet ve imamet mektebini açıklayan, milletlerin gelişme ve yücelmesini garantiye alan geleneksel fikhımızdan daister İslami fıkıh mektebinin ahkamıı evveliyesi ve ister ahkam-ı saneviyesi  olsun Zerre kadar sapmasınlar. Hak ve mezhep düşmanları olan Hannas (vesveseci) şeytanların vesveselerine aldırış etmesinler. Bilsinler ki, bir adım bile olsun (Eskiden mevcut fikhımızdan) sapmanın, mezhebin, islam’ın hükümetin çöküşünü de beraberinde getirecektir. (Yine) bu cümle¬den olmak üzere, namazın siyasi yönünü açıklayan cu¬ma ve cemaat namazlarından da asla gaflet etmesin¬ler. Bu cuma namazı Allahu Teala’nın İran islam Cumhuriyetine olan en büyük inayetlerinden (lütuflarından) biridir. (Yine) bu cümleden olmak üzere temiz İmamlara ve özellikle mazlumların efendisi ve şehidlerin büyüğü Hz. Ebu Abdullah Hüseyin için Allah’ın, Peygamberlerinin, Allah’ın meleklerinin ve salih kimse¬lerin salatları onun büyük kahraman ruhuna olsunyas merasimleri düzenlemekten asla gaflet etmeyin; bilin ki, İslam tarihinde yer alan bu kahramanlığı an¬mak ve Ehli Beyt’in düşmanlarına karşı edilen lanetler ve (duyulan) nefretler gerçekte, milletlerin, zalim yöneticilere karşı ebediyete kadar sürecek olan kahra-manca feryatlarıdır. Yine biliyorsunuz ki, Beni Ümeyye’nın Allah’ın laneti onlara olsun ömürlerinin son bulmasına ve Cehennem’e vasıl olmalarına rağmen on¬ların zulmünü lanetlemek, o zulümden ötürü feryad etmek, gerçekte dünyadaki zalimlerin karşısında durup feryad etmek ve bu zulüm yıkıcı feryadın bekasını sağlamaktır. Hak imamlar için okunan ağıtlarda da ezici bir şekilde daima ve her yerde, zalimlerin zulmü dile getirilmelidir. İslam dünyasının Amerika, Rusya ve onlara bağlı olan diğer uşaklar bu cümleden Al¬lah’ın büyük haremine hiyanet eden Suud ailesi Al¬lah’ın, meleklerinin ve Rasullerinin laneti onların üzerine olsun tarafından yapılan zulümler dile getirilme¬li, lanetlenmeli ve kınınmaldır. hepimiz bilmeliyiz ki, müslümanların özellikle de oniki İmam’a Allah’ın selatı ve selamı onlara olsun bağlı olan şiaların birliğini koruyacak olan bu siyasi merasimler, müslümanlar arasında vahdeti muhafaza eder ve onu en iyi bir şe¬kilde gerçekleştirir.
Yine bu hususu da hatırlatmak istiyorum ki, benim siyasi ilahi vasiyetim İran’ın kadri yüce halkına mah¬sus değildir: Hangi millet ve mezhepten olursa olsun bütün İslam milletlerine ve dünyanın mazlumlarına olan vasiyetlerimdir bunlar. Allahu Azze ve Celle’den acizane olarak istiyorum ki, bizi ve milletimizi bir an bile olsun kendimize havale etmesin ve gaybi lütuflarını bu İslam evlatlarından ve aziz mücahidlerden bir lahza bile esirgemesin.
Ruhullahil Museviyyil Humeyni
Bismillahirrahmanirrahim

Milyonlarca değerli insanın,binlerce ebediyet şehidinin ve diri şehidler olan aziz gazilerin çabalarının mahsulü ayrıca milyonlarca dünya müslüman ve mustazaflarının ümidi olan bu şanlı islam inkılabı o kadar büyük bir ehemmiyeti sahihtir ki onun değerlendirilmesi kalem ve bayanın yapacağı iş değildir.
Ben, Allahu teala’nın yüce kereminden ümidsiz ol¬mayan, tehlikeli ,yolumun tek azığı olan Mutlak Kerim’in keremine bağlanan ve diğer mümin kardeşler gibi bu inkılaba, onun getirdiklerinin baki kalacağına ve daha fazla semere vereceğine ümidi olan naçiz bir talebe olarak, bugünün ve geleceğin nesillerine her ne kadar tekrar da olsa bazı hususları vasiyet etmek isti¬yorum. Merhamet sahibi Allah’tan dilerim ki, bu hatırlatmalarımda bana halis bir niyet lütuf buyursun.

BU İNKILAB İLAHİ BİR HEDİYEDİR
Biz biliyoruz ki, emperyalistlerin ve zalimlerin elini büyük İran’dan kesen bu büyük inkılab, ilahi ve gaybi yardımlarla zafere ulaştı. Eğer Allah’ın yardımı olma¬saydı, özellikle de bu son yüzyılda revaç bulan İslam ve ulema karşıtı tebligatlar, kalem ve dil erbablarının ba¬sında, konuşmalarında ve İslam ve milliyet muhalifi toplantılarda milliyetçilik adı altında tefrika yaratıcı¬lıkları ve kendi aziz vatanlarının terakki ve yücelmesi için çalışması gereken faal genç nesli fesada ve fasid Şah’ın, onun kültürsüz babasının ve kudret sahiblerinin elçiliklerince bu millete tahmil edilen kukla hükü¬metler ve göstermelik meclislerin eliyle yapılan hiyanetler karşısında ilgisiz kalmaya sürükleyebilmek için düzenlenen onca mübtezel ve saçma şiir ve hicivler, ayyaşlık, fuhuş, kumar, alkollü içkiler ve uyuşturucu madde merkezleri, azınlıkta ve de baskı altında olduk¬ları sebebiyle hiçbir olumlu iş yapamayan iyi öğretmen ve hocaların dışlanarak, İslam’a İslam kültürüne ve gerçek manasıyla milli kültüre yüzde yüz düşman olan Doğu veya Batı hayranı öğretmen ve hocaların gözetimine bırakılan ve ülkede kader tayin edici rolü olan üniversite, lise ve diğer öğretim merkezinin içine düştüğü durum, alimlerin inziva ve uzlet köşelerine çektirilmesi ve tebliğat gücü sayesinde onlardan bir ço¬ğunun fikri sapıklığa düşürülmesi karşısında 36 mil-yonluk bir cemiyet kesinlikle tek vücud halinde kıyam edemez. Tüm ülke genelinde tek bir ideal etrafında toplanarak Allahu Ekber feryatlarıyla insanı hayrete düşüren mucizevi fedakarlıklar sayesinde iç ve dış kudretleri kenara itemez ve ülkenin yazgısını kendi ellerine alamazdı.
Bu bakımdan şüphe edilmemelidir ki, İran İslam İnkılabı hem oluşumunda, hem mücadele metodunda ve hem de kıyam ve inkılabın temel saik ve hedefi bakımından diğer bütün inkılablardan farklıdır. Şüphe¬siz ki bu İnkılab Allahu Mennan (çok minnetNimet sahibi) tarafından tarih boyunca yağmaya uğrayan bu mazlum millete armağan edilmiş ilahi ve gaybi bir he¬diyedir.

İSLAMI KORUMAK EN BÜYÜK FARZDIR
İslam ve İslam hükümeti, tatbik edildiğinde dünya ve ahirette kendi evlatlarının saadetini en iyi şekilde temin eden ve zalim ve yağmacıların hayatına son ve¬ren fesad ve tecavüzlerin üzerine butlan çizgisi çeken ve insanları istenilen kemale ulaştıracak güçte olan ilahi bir olgudur. Tevhidi olmayan mekteblerin, ideolo¬jilerin tersine, İslam, ferdi, sosyal, maddi, manevi kül¬türel, siyasi, askeri ve iktisadi tüm meseleler karşısında ilgisiz kalmamakta ve onlara kendi bünyesinde özel bir yer vermektedir, İslam, insan ve toplumun terbiye edilmesinde ve maddi ve manevi gelişmesinde rolü olan en küçük bir noktadan bile gaflet etmemiş, top¬lum ve ferdin tekamülünü önleyen engel ve müşkülleri açıklamış ve onları gidermeye çalışmıştır.
Allah’ın tevfiki sayesinde İslam’a bağlı olan milletimizin güçlü eliyle İslam Cumhuriyetinin kurulduğuna ve bu İslam devletinde söz konusu olan tek şeyin İslam ve İslam’ın ilerici hükümleri olduğuna göre İran’ın kadri yüce milleti bütün boyutlarıyla İslam’ın muhtevasını gerçekleştirmeye, onu koruyup kollamaya çalış¬malıdır. Çünkü İslam’ı korumak bütün farizaların ba¬sında yer alır. Adem aleyhisselam den Hatem’ün nebiyyin sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem’e kadar bü¬tün büyük peygamberler bu yolda çalışmış, büyük fedakarlıklara katlanmışlardır; hiçbir engel onları bu bü¬yük fariza uğrunda çalışmaktan alıkoymamıştır. On¬lardan sonra da İslam’a sıkıca bağlı olan sahabeleri ve İslam’ın İmamları Allah’ın salatı onlara olsun İslam’ı korumak için kendi canlarını bile feda ettiler. Şimdi ise başta İran milletine olmak üzere genelde bütün müslümanlar İran’da resmen ilan edilen ve kısa süre içerisinde büyük neticeler veren bu ilahi emaneti olanca güçleriyle korumak farzdır ve onun bekasını sağla¬yacak amelleri de göz önünde bulundurarak bu yoldaki engelleri ve zorlukları gidermek için hep birlikte çalış-malıdırlar. Umulur ki, onun nuru bütün İslam ülkelerine de yansır ve tüm hükümet ve milletler bu hayati meselede birbirleriyle dayanışmaya girip emperyalist¬ler ve tarih cinayetkarlarının dünya mazlumları ve ezilmişlerinin üzerindeki elini ebedi olarak keserler.
Ömrümün şu son nefeslerinde bu ilahi emanetin hıfzı ve bekasında etkili olan şeyler ve onu tehdit eden engel ve tehlikelerden bir kısmını bugün ve geleceğin nesilleri için dile getiriyor ve alemlerin Rabbinin dergahından cümlemizin tevfik ve teyidini istiyorum.

İSLAM İNKILABİNIN ZAFERE ULAŞMASI VE BEKASININ SIRRI
Hiç şüphesiz İslam inkılabının beka sırrı, zafer sır¬rım aynısıdır. Milletimiz, zaferin sırrını bilmektedir ve gelecek nesillerin de tarihte okuyacakları gibi onun iki temel rüknü vardır: Hedefin, İslam’ın hakimiyetinden ibaret olan ilahi bir hedef olmalı ve tüm milletin ülke genelinde aynı hedef ve maksat etrafında birleşmesi. Ben şimdiki ve gelecekteki tüm kuşaklara vasiyet edi¬yorum ki, eğer İslam’ın kalmasını ve Allah’ın hakimiyetinin ber karar olmasını, iç ve dış sömürgeci ve istis¬marcıların ülkeden elinin kesilmesini istiyorsanız. Allahu Teala’nın Kur’anı Kerim’de tavsiye ettiği bu ila¬hi maksadınızı korumaya çalışın. Zaferin gerçekleşmesinin ve bekasının sırrı olan bu ilahi maksadın mukabilinde ise hedefin unutulması, tefrika ve ihtilafa düşülmesidir.
Dünyadaki bütün propaganda borazanları ve onla¬rın yerli uşaklarının, tüm güçlerini tefrikayı körükleyen yalan ve şayiaları yaymaya sarfetmeleri, bu yolda milyarlarca dolar harcamaları boşuna değildir. Maale¬sef onların içerisinde sadece kendi şahsi menfaatlerinden başka hiçbirseyi düşünmeyen ve gözükulağı kapa¬lı bir şekilde Amerika’ya teslim olan bazı İslam ülkelerinin liderlerinin de bulunduğu görülmektedir. Hatta bazı alim kılıklı kimseler de onlara katılmış bulunu. yor. Bugün ve gelecekte İran milleti ve dünya müslümanları için önem taşıması gereken husus tefrika do¬ğuran ve yıkıcı rolü olan prapagandaların etkisiz bırakılması meselesidir.
Özellikle bu asırda müslümanlara ve bizzat İranlı müslümanlara benim tavsiyem bu komplolar karşısında gerekli tepkiyi göstermeleri, mümkün olan her yolla kendi birlik ve dayanışmalarını artırmaları, kafir ve münafıkları meyus etmeleridir.

DİNİN SİYASETTEN AYRI OLDUĞU KOMPLOSU
Şu son yüzyılda özellikle İnkılab’ın zafere ulaşmasından bu yana göze çarpan önemli komplolardan biri de milletleri bilhassa fedakar İran milletim İslam’dan soğutmak ve meyus etmek için geniş çapta yürütülen propagandalardır. Bu doğrultuda bazen açıkça İslam ahkamın bin dört yüz yıl önceye ait bulunduğunu ve bu asırda ülkeleri yönetmekten aciz olduğunu veya İs¬lam’ın gerici bir din olup, her yeni icada ve uygarlığın getirdiklerine karşı çıktığım, bu asırda ise ülkeleri dünyadaki uygarlık ve onun nimetlerinden ayrı düşür¬menin mümkün olmadığını söyleyerek acemice ve hat-ta ahmakça bir yönteme başvurdukları gibi, kimi za¬man da İslam’ın kutsallığını korumak adına sinsice ve şeytani bir hileyle ortaya çıkarak İslam ve diğer semavi dinlerin gayesinin, maneviyat, nefsi arındırmak (insanları) dünyevi makamlardan sakındırmak, dünya¬dan el çekmeye davet etmek ve insanı Allah’a yakınlaştırıp dünyadan uzaklaştıran ibadet, zikir ve dualar¬la meşgul etmek olduğunu, öte yandan bütün amacı dünyanın imar ve bayındırlığı olan siyaset, yönetim ve devlet işlerine müdahale etmenin ise o yüce manevi hedefe ters düştüğünü, büyük peygamberlerin siretine aykırı olduğunu ileri sürüyorlar. Ne yazık ki, bu ikinci yöntem ile yapılan propaganda İslam’dan habersiz ba-zı alim ve dindarlarda öylesine etkili olmuştur ki artık devlet işlerine ve siyasi meselelere karışmayı büyük bir günah ve fasıklık olarak kabul ediyorlardı. Belki bazıları şimdi de aynı fikirdeler. Bu ise İslam’ın mübtela olduğu büyük bir faciaydı.
Birinci grup ya devlet, kanun ve siyasetten haber¬sizdirler, ya da maksatlı olarak kendilerini cahilliğe vuruyorlar. Çünkü kanunları tatbik etmede hak ve adalet ölçüsüne bağlı kalmak zulüm ve zalimane haki¬miyetlerin karşısında durmak, ferdi ve içtimai adaleti yaymak, fesad ve fuhuşu ve her türlü sapıklıkları önle¬mek, akıl, adalet, bağımsızlık, kendi kendine yeterlilik esasına dayalı olan bir özgürlüğü sağlamak, sömürge, istismar ve köleciliğe karşı çıkmak. Toplumun fesad ve çöküntüye uğramasını önlemek için adalet kıstasına dayanan had.kısas ve tazir cezalarım uygulamak, top¬lumu akıl, adalet ve insaf ölçüleri üzerine idare etmek ve yüzlerce bu türden meseleler, beşerin toplumsal ha¬yat ve varoluş tarihi boyunca zamanın geçmesiyle eskiyecek, itibardan düşecek şeyler değildir.
Bu iddia aynen “Bu asırda asli ve matematiksel kai¬delerin değişmesi ve yerlerine başka kaidelerin oturtulması gerekir” demeğe benzer, yaratılışın ilkine sosyal adaletin uygulanması ve zulüm, çapulculuk ve ci¬nayeti önlenmesi gerekliydi de atom çağında olan günümüzde bu ilkeler eskimiş ve saygınlığını kaybetmiş midir yani? Mutevaffa Muhammed Rıza Pevlevi’nin “bunlar (İslam için kıyam edenler), şu asırda dört ayaklı hayvanlarla yolculuk yapmak istiyorlar” dediği gibi İslam’ın yeniliklere muhalif olduğu iddiası, ahmaça bir suçlama ve iftiradan başka birşey değildir. Çün¬kü eğer uygarlığın verilerinden, yeniliklerden maksat insanlığın ilerlemesinde etkili olan buluş, icad ve geliş¬miş teknoloji ise İslam ve Tevhidi hiçbir din asla buna muhalefet etmemiş ve etmeyecektir de.
Hatta ilim ve teknoloji İslam ve kur’an’ın önemli üzerinde durduğu meselelerdir. Ama eğer uygarlık ve teceddütten maksat bazı profesyonel aydınların söyle¬diği gibi eşcinsel sapıklık ve benzeri işlere kadar varan ve Doğu ve Batı hayranlarımın körükörüne taklitçilikle yapmaya çalıştıkları kabilinden münker ve fuhuşlardaki özgürlük ise bütün semavi dinler, gerçek bilginler ve akılmantık sahibi insanlar buna karşıdırlar.
Sinsice bir plana göre hareket eden ve islam’ı, dev¬let ve siyasetten ayrı bilen ikinci gruba gelince… Bu cahillere de söylemek gerekiyor ki, Kur’anı kerim ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellemin sünnetinde yer alan devlet ve siyasetle ilgili hükümler di¬ğer mevzularla ilgili hükümlerden çok daha fazladır. Hatta İslam’ın bir çok ibadi hükümleri bile ibadisiyasi hükümlerdir (sırf ibadi değildir). Aslında bu noktadan gaflet edilmesi, söz konusu musibetleri meydana getir¬miştir.
İslam Peygameri de (sav) sosyal adaleti yaymak maksadıyla dünyadaki diğer devletler gibi bir devlet kurdu, İlk İslam halifelerinin de geniş devlet idareleri vardı. Hz. Ali İbni Ebi Talib aleyhisselam in de aynı maksatla daha geniş ve kapsamlı bir yönetim vücuda getirdiği tarihin tartışılmaz meselelerindendir. Ondan sonra da tedricen İslam adına hükümet edenler var ola gelmiştir. Bugün bile İslam’a ve Rasulü Ekrem Sallal¬lahu aliyhe ve alihe uyarak İslam devleti kurduklarını iddia edenler az değillerdir.
Ben bu vasiyetnamede (bu konuya kısaca) işaret ederek geçiyorum. Ama umarım ki, yazarlar sosyolog¬lar ve tarihçiler, müslümanları bu hatadan kurtarır¬lar. Eskiden beri söylenmekte olan “Peygamberler aleyhimusselam maneviyatla ilgilenirlerdi, devlet ve dünyevi otoritelerle uğraşmaları kesinlikle reddederlerdi. Peygamberler, evliyalar ve büyükler bu işlerden kendilerini uzaktutuyorlardı. Öyleyse biz de bu işler¬den uzak durmalıyız” şeklindeki sözler, üzücü bir ha¬tadan ibarettir, İslam milletlerinin fesad ve bozguna uğraması ve kan emici sömürgeci güçlerin (İslam ülkelerine) nüfuz etmeleri de bu düşüncenin bir neticesidir. Çünkü (İslam’da) kınanan şey sapık maksatlar ve sul¬ta kurmak için zulme dayalı, diktatörce ve şeytani oto¬ritelerdir. Ve kendisinden uzak durulması istenen (sakındırılan) dünya servet ve mal biriktirmek, kudret düşkünü olmak ve tağuta meyletmektir. Kısacası insa-nı Hak Teala’dan gafil eden, uzaklaştıran dünyadır. Yoksa Hz. Süleyman bin Davud, yüce Peygamberimiz ve onun pek değerli vasileri gibi büyük şahsiyetler de mustazafların çıkan doğrultusunda hareket edecek, zulüm ve adaletsizliği önleyecek, sosyal adaleti, yerleş¬tirecek olan bir devlet için çalışmışlardır. Aslında bu yolda çaba göstermek en büyük farzlardan, böyle bir devleti ikame etmek, kurup yaşatmak en büyük iba¬detlerden ve bu tür devletlerde cari olan sağlıklı siyaset de (insan ve toplum için) vazgeçilmez gerekli şeylerdendir. İran’ın uyanık şuurlu halkı, İslami bir gö¬rüşle (dini siyasetten ayırma yolundaki) bu kompoları etkisiz duruma getirmelidirler.
İslam’a bağlı hatip ve yazarlar da bu konuda mille¬tin yardımına koşmalı ve komplocu şeytanların elini kesmelidirler.

İRAN İSLAM İNKILABININ DİĞER İNKILABLARLA MUKAYESESİ
Bu tür sinsice komplolardan bir başkası da, ülke genelinde ve özellikle şehirlerde “İslam Cumhuriyeti halk için (kayda değer) hiçbir şey yapmadı. Zavallı halk tağutun zalimane rejiminden kurtulmak için nice şevk ve iştiyakla kıyam edip fedakarlıklar gösterdi, ama on¬dan daha kötü bir rejime düçar oldular, müstekbirler daha bir müstekbirleşti, mustazaflar da daha bir mustazaflaştı; zindanlar ülkenin gelecekteki ümidi durumunda olan gençlerle dolmuştur, ve şimdiki işkenceler de eskisinden daha kötü ve gayri insanidir; her gün İs¬lam adı altında bir grup insanı idam ediyorlar; keşke bu cumhiriyete bir de islam adını eklemeseydiler, şim-diki, vaziyet Rıza Han ve onun oğlunun döneminden bile daha kötüdür, halk zorluklar ve gittikçe artan bir pahalılık altında ezilmektedir; yöneticiler ise mevcud rejimi komünizme doğru götürmektedirler; halkın malına el konuluyor. Artık halkın her türlü hürriyeti elinden alınmıştır” şeklindeki şayiaları yaymalarıdır. Bu ve benzeri bir çok iftira ve şayialar belli bir plan doğrultusunda etrafa yayılmaktadır. Bütün bu şayiaların arkasında bir plan ve komplonun olduğunu gösteren şey ise birkaç gün her köşe ve bucakta ve ayrı ayrı semt ve mahallelerde belli bir şayianın dillere düşmesidir, belli bir şayia taksilerde, dolmuşlarda veya birkaç kişinin bir araya geldiği toplantılarda aynı zamanda konuşuluyor ve etrafa yayılıyor. Biraz eskidi mi de he¬men bir başka şayia gündeme getiriliyor.
Ne yazık ki, şeytani hilelerden habersiz olan bazı alimler de bu komploların piyonu olan birkaç kişinin kendileriyle irtibata geçmesiyle şayianın doğru olduğu¬nu zannediyorlar. Ne ilginçtir ki, bu şayiaları duyup inananlar, dünyanın ve dünyadaki devrimlerin durumundan, devrimlerden sonra meydana gelen hadise¬lerden ve devrimin doğurduğu kaçınılmaz müşkülat ve zorluklardan haberdar olmayan kimselerdir. Bunlar aynı zamanda İslam’ın lehine olan gelişmelerden de haberdar değillerdir. Cehaletleri sebebiyle bu gibi şayialara inanmakta ve gafletleri yüzünden ya da maksatlı bir şekilde onlarda bu şayia çıkaranlara katılmakta-dırlar.
Bu yüzden dünyanın şu andaki durumunu mütaala etmeden, İran islam inkılabı ile diğer inkılapların mu-kayesesini yapmadan, devrim halindeki veya devrim sonrası dönemi yaşayan ülke ve milletlerin durumlanndan haberdar olmadan. Rıza Han ve ondan da kötüsü Muhammed Rıza’nın yağmacılık tarihleri boyunca bu devlete miras olarak bıraktıkları ocakları söndüren büyük bağımlılıklardan bakanlıkların, devlet dairelerinin, ekonominin, askeriyenin, fesad merkezlerinin, al¬kollü içkiler satan bayilerin durumlarına, hayatın bü¬tün alanlarında vücuda getirilen kayıtsızlık ve başı¬boşluğa, talim ve terbiyenin vaziyetine, liseler, üniver¬siteler, sinemalar ve fesat merkezlerinin durumlanna, gençler ve kadınların vaziyetine, alimlerin, dindarla¬rın, sorumluluklarının bilincinde olan özgürlükçülerin, zulme uğramış iffetli hanımların ve mescidlerin durumlarına kadar sayısız sorunları gözönünde bulun¬durmadan, idam veya hapse mahkum edilmiş kimsele-rin dosyalarını incelemeden, iş başında bulunanların çalışma bilançolarına bakmadan, büyük sermayedar¬lar, feodallar, stokçular ve pahalı satanların hallerini araştırmadan, adliyeler ve inkılab mahkemelerinin durumunu eski adliye va kadıların durumuyla karşılaş¬tırmadan, İslami Şura meclisi temsilcilerinin, bu zamandaki devlet üyelerinin, valilerin ve diğer görevlile¬rin durumlarını geçmiştekilerin durumlarıyla mukaye¬se etmeden, tahmil edilmiş savaş ve savaşın getirdiği şehid aileleri, milyonlarca avare ve savaş felaketzedelerinin sorunları, milyonlarca Afganlı mülteciler prob¬lemi, iktisadi ambargo ve Amerika ile iç ve dıştaki bağımlılarının sürekli komplo kurmalarına rağmen dev¬letin yaptığı hizmetlere, Cihadı Sazendegi (Yapım ve Onarım Cihadı) teşkilatının içecek su ve sağlık ocağı gibi en ilkel ihtiyaçlardan bile mahrum olan köylere yaptığı hizmetlere dikkat edip bunları eski rejimin ha¬kimiyet tarihi boyunca yaptığı hizmetlerle mukayese etmeden yeterli miktarda kadı ve meseleleri bilen mübelliğin olmaması, İslam düşmanları, sapık kimseler ve cahil dostların vücuda getirdikleri olumsuz halleri ve bunlar gibi onlarca diğer sorumluları göz önünde bulundurmadan her türlü olumsuz tenkitte bulunmak¬tan, sövüp saymaktan kaçınmanızı tavsiye ediyorum.
Yüzlerce yıl zorbaların zulmü ve halk kitlelerinin cehaletinden sonra bugün daha yeni yeni yürümeye başlayan, iç ve dış düşmanlar tarafından etrafı sarıl¬mış olan bir çocuk mesabesinde olan şu garip İslam’ın haline acıyınız. siz tenkitçiler biraz düşünerek hareket etseniz daha iyi olmaz mı? Yıkıcılık ve bozgunculuk ye¬rine ıslah etmeye çalışıp yardımcı olsanız; münafıklar, zalimler ve Allah’tan habersiz olan insafsız sermayeci¬ler ve stokçuları desteklemek yerine mazlumlar, çile¬keşler ve mahrumların taraftarlığını yapsanız, daha iyi olmaz mı?
Dolaylı olarak bozguncu gruplar ve müfsid terörist¬leri destekleyeceğinize biraz da terör edilmiş olan maz¬lum alimler ve İslam’a bağlı diğer hizmet ehli kimselere teveccüh ediniz! Ben hiçbir zaman, bugün büyük İs¬lam’ın bütün boyutlarıyla bu Cumhuriyette uygulan¬makta olduğunu kişilerin cehalet, düşmanlık ve irti¬batsızlık yüzünden İslam kurallarına aykırı davran¬madıklarını söylemedim ve söylemiyorum da. Lakin şunu demek istiyorum ki, bugün yasama, yürütme ve yargı organları yıpratıcı büyük zahmetlere katlanarak bu ülkeyi İslamileştirmeye çalışmakta, onlarca milyon¬luk bir halda bu çabalarında onların taraftarı ve yardımcısıdır. Eğer bu tenkitçi ve köstekleyici azgınlık da yardıma koşarsa, bu emeller daha çabuk gerçekleşir.
Eğer Allah etmesin bunlar kendilerine gelmezlerse, yine de milyonluk yığınlar uyanık, meselelerin farkında ve sahnede olduğuna göre İnsaniİslami emellerimiz Allah’ın izniyle gözalıcı bir şekilde tahakkuk ede¬cek, sapık ve tenkitçi kimseler bu coşkun selin karşısında duramayacaklardır. Ben açık bir şekilde bu asırdaki İran milletinin milyonluk kitlelerinin, Rasulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellemin zamanındaki Hicaz milletinden ve Emirül Müminin ve Hüseyin İbni Ali’nin Allah’ın salavat ve selamı her ikisine olsunzamanındaki Kufe ve Irak milletinden daha iyi olduğunu iddia etmekteyim. Rasulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem zamanındaki Hicaz’da müslümanlar bile kendisine itaat etmiyor, kimi bahanelerle cepheye gitmiyorlardı. Bundan dolayı da Allah Teala, Tevbe Sure sinin birkaç ayetinde onları azarlamış, kendilerine azap vadetmiştir. Kendisine o kadar yalan isnat ettiler ki nakledildiğine göre Hazret minbere çıkıp onlara bedduada bulundular.
Irak ve Kufe ehli de Emirü’lMüminine karşı o ka¬dar kötü davrandılar ve itaatsizlik ettiler ki Hazretin onların elinden sızlanmaları nakil ve tarih kitaplarında oldukça meşhurdur, yine Irak ve Küfe müslümanları da seyyidüş Şühedaya Aleyhisselam yapılmaması gereken şeyi yaptılar. Şehadet olayında elleri bulun¬mayanlar ise ya savaş meydanından kaçtılar ya da ol¬dukları yerde çakılıp kaldılar ki neticede tarihi o bü¬yük cinayeti vuku buldu.
Ama bugün görüyoruz ki askeriye, inkılab muhafız¬ları, besiç ve güvenlik kuvvetleri gibi silahlı kuvvetler¬den, aşiretler, cephedeki gönüllüler ve cephe gerisinde¬ki insanlardan müteşekkil halk güçlerine kadar bütün İran mileti büyük bir şevk ve içtenlikle ne fedakarlıklar ediyor ve ne kahramanlıklar yaratıyorlar.
Yine şehid aileleri, savaş felaketzedeleri ve onların yakınlarının bizleri ve sizleri kahramanca simalar, iş¬tiyak dolu ve güven verici söz ve davranışlarla karşıladiklarına şahid olmaktayız. Bütün bunlar, onların Allahu Teala’ya, İslam’a ve ebedi hayata olan aşk, alaka ve imanlarından kaynaklanmaktadır. Halbuki bunlar, ne Resulu Ekrem, Sallalahu Aleyhi ve alihin huzurunda bulunmuş ve ne de masum İmam’ın salavatullahi aleyh huzurunda. Onların biricik saikleri gaybe olan iman ve inançlarıdır. Çeşitli boyutlarda muvaffa¬kiyet ve başarının sırrı da işte buradadır. İslam böyle evlatlar yetiştirebildiği için iftihar etmelidir. Biz de böyle bir asırdı ve böyle bir milletin içerisinde yaşadı-ğımız için kıvanç duymaktayız.
Burada çeşitli sebeplerle İslam Cumhuriyetine mu¬halefet eden kimselere, fırsatçı ve menfatçı münafık ve sapıkların yararlandıkları genç kız ve erkeklere taraf¬sızca ve özgür bir düşünceyle yargıda bulunmalarını vasiyet ediyorum, islam Cumhuriyetinin yıkılmasını isteyen kimselerin propagandalarını, mahrum kitlelere karşı nasıl davrandıklarını, hangi gruplar ve devlet¬lerin kendilerini desteklediğini, içte hangi gruplar ve kişilerin kendilerine bağlandığını, kendilerini destek¬lediğini, kendileri ile taraftarları arasındaki ahlak ve davranışların ve çeşitli olaylar karşısında tavır değiş¬tirmelerini dikkatle ve nefsani heva ve heveslere tabii olmadan incelemeye çalışınız. Daha sonra da bu İslam Cumhuriyetinde münafıklar ve sapıkların eliyle şehid edilenlerin durumlarını mütaala edip, bunlarla düş-manları arasında bir değerlendirme yapınız. Bu şehidlerin kasetlerinden bir kısmı mevcuttur. Muhaliflerinin de kasetleri muhtemelen sizin elinizde vardır.
Görün bakın bu iki taifeden hangisi mahrum ve mazlumların taraftarıdır. Kardeşler! Siz bu sayfaları benim ölümümden önce okumayacaksınız. Belki ben¬den sonra okursunuz. O zaman da artık ben sizin aranızda değilim ki kendi menfaatim veya bir makam ve kudrete ulaşmak için siz gençlerin kalpleriyle oyna¬mak isteyeyim. Ben sadece layık gençler olduğunuz için, gençliğinizi Allah, aziz İslam ve İslam Cumhuri¬yeti yolunda sarf etmeniz! istemekteyim. Çünkü her iki dünyanın saadetine ancak böylece kavuşabilirsiniz. Gafur Allah’tan sizi doğru insanlık yoluna hidayet etmesini, bizim ve sizin geçmişini, geniş rahmetiyle af¬fetmesini dilerim. Sizler de halvetlerde, Allah’tan bu¬nu dileyin. Çünkü O, hidayet edici ve rahmandır.
Bir vasiyet de şerefli iran milletine ve fasit ve büyük güçlere bağımlı hükümetlerin sultası altında bulu¬nan diğer milletlere ediyorum. Aziz İran milletine tav¬siye ediyorum ki, kendi büyük cihadınızla ve yiğit gençlerinizin kanlarıyla elde ettiğiniz bu nimetin, siz¬lerce en aziz olan şey mesabesinde kadrini biliniz ve onu korumaya çalışınız. Bu büyük ilahi nimet ve bu büyük ilahi emanet yolunda faaliyet gösteren ve bu sıratı müstakimde karşılaştığınız müşkülatan korkma¬yın. Eğer siz Allah’a yardım ederseniz, Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı (kendi yolunda) sabit kılar.
İslam Cumhuriyeti devletinin önüne çıkan zorluk¬larda canı yürekten devletin yardımcısı olun ve onları gidermeye çalışın. Devlet ve meclisi kendinizden bilip, aziz bir dost gibi onu korumaya çalışın. Meclis, devlet ve görevlilere de tavsiye ediyorum ki bu milletin kadrini, bilip onlara özellikle de gözlerimizin nuru ve hepimizin veli nimetleri olan, katlandıkları fedakarlıklarla İslam inkılabını gerçekleştiren ve İslam Cumhuriyetinin bekası, kendilerinin hizmetlerine bağlı olan mustazaflar, mahrumlar ve mazlumlara hizmette kusur etmeyin; kendinizi halktan, halkı da kendinizden bilip kültürsüz yağmacılar ve kof kafalı zorbalar olagelen tağuti hükümetleri daima İslami bir hükümete yakışır insani davranışlarla kınayın.
Diğer müslüman milletlere de tavsiye ediyorum ki İslam Cumhuriyeti hükümetini ve İran’ın mücahid milletini örnek alınız ve başınızda bulunan zalim hükümetlere, kendi milletlerinin isteğine ki İran milletinin isteğinin aynıdır boyun eğmedikleri takdirde var gücünüzle karşı çıkarak onlara hadlerini bildirin. Çünkü müslümanların bedbahtlıklarının asıl sebebi. Doğu ve Batıya bağımlı olan kendi hükümetleridir. Önemle vurguluyorum ki, İslam ve İslam Cumhuriyeti muhaliflerinin tebliğat borazanlarına kanmayın. Çünkü bunların hepsi süper güçlerin menfaatlerini korumak için İslam’ı sahneden uzaklaştırmaya çalışmaktadır¬lar.
ALİMLER İLE ÜNİVERSİTELİLERİN ARA. SINDA VAHDETİN ÖNEMİ
Büyük sömürgeci güçlerin uzun yıllardır uygula¬makta oldukları ve İran’da Rıza han zamanında daha geniş boyutlara varan, Muhammed Rıza zamanında da çeşitli yöntemlerle sürdürülen şeytani planlardan biri de Ulemanın inzivaya çektirilmesi komplosudur. Bu iş, Rıza Han zamanında baskı, işkence, hapis, sürgün, saygısızlık, alimlerin, giysilerinin (aba, cübbe ve sarı¬ğın) yasaklanması, idam ve benzeri şeylerle yürütüldü¬ğü gibi Muhammed Rıza’nın zamanında da plan üzerine ve daha başka yöntemlerle sürdürüldü.
Bu yöntemlerden biri, üniversitelelilerle alimler arasında düşmanlık vücuda getirmek idi. Bu konuda geniş propagandalar yapıldı ve maalesef her iki sınıfın, süper güçlerin şeytani komplolarından habersiz olma¬ları sebebiyle de gözalıcı bir netice alındı. Bir taraftan ilkokuldan üniversitelere kadar tüm öğretim merkez¬leri için Batı ve doğu hayranı ve İslam ve sair dinler¬den sapmış öğretmen, hoca, üstad ve rektörler seçmeye ve iş başına getirmeye çalıştılar; dine bağlı müminleri ise azınlıkta bırakarak gelecekte hükümeti eline ala¬cak olan müessir tabakayı daha küçük yaşlardayken dinlerden özellikle de İslamdan ve din mensublarından bilhasa alim ve davetçilerden nefret edecek bir şekilde terbiye etmeye koyuldular. Bunlar (alimler) ilk zaman¬larda ingiliz uşakları tarafından, ondan sonra sermaye-darlar ve feodaller taraftarlarınca, mürteciler (gerici¬ler) medeniyet ve yenilik düşmanı kimseler olarak ta¬nıtılıyorlardı.
Diğer taraftan da kasıtlı propagandalarıyla alimle¬ri, davetçileri ve dindarları üniversite ve üniversiteli¬lerden korkutuyor ve hepsini dinsizik, başı boşluk ve İslam ve diğer dinlerin muhalifi olmakla suçluyorlardı. Neticede de devlet adamları İslam, ilahi dinler, alimler ve dindarların düşmanı olurken, din ve alimlere alaka duyan halk kitleleri de devlet.hükümet ve hükümete bağlı olan her şeyin muhalifi oluverdiler. devlet ile mil¬let ve üniversiteli ile alimler arasında meydana gelen bu derin ayrılık neticesinde ülkenin tüm işleri yağma¬cıların kudreti altına milletin tüm zenginlik kaynakla¬rı da onların cebine girdi. Nitekim gördünüz ki bu mazlum milletin başına neler geldi. Daha da neler gelecekti, Allah bilir. Alimi ve üniversitelisinden, esnafı, işçisi, çiftçisi ve diğer halk tabakalarına kadar bütün milletin gayret ve çabası neticesinde Allah’ın izniyle esaret zincirlerinin parçalandığı ve süper güçlerin seddinin yıkıldığı şu anda şimdiki ve gelecekteki tüm nesillere gaflete düşmemelerini tavsiye ediyorum.
Üniversiteliler ve kahraman aziz gençleriniz de alim ve İslami ilimler tahsil eden genç talebelerle var olan dostluk ve anlaşma bağlarını daha da bir güçlendirmeye, muhkem kılmaya çalışsınlar. Gaddar düşma¬nın komplo ve düzenlerinden gaflet etmesinler. Konuş¬ma ve hareketleriyle aranıza nifak tohumu ekmeye ça¬lışan birini gördüğünüzde kendisine nasihatta bulunup irşad etmeye çalışsın. Eğer bunun faydası olmazsa o zaman da onlardan yüz çevirip, onları kendi hallerine bırakınız. Bu komploların daha da bir kökleşmesine firsat tanımayın. İşler daha başındayken oldukça ko¬lay kontrol edilebilir. Özellikle de üstad ve hocalardan birinin herhangi bir sapıklık icat etmek istediği görü¬lürse hemen onu irşad ediniz. Fayda vermezse o za¬man da onu kendi sınıflarınızdan dışarı atınız. Bu tavsiyemin muhatabı daha çok alimler ve dini ilimler tah¬sil eden talebelerdir, üniversitelerde komplolar daha özel ve derin bir boyuta sahiptir. Toplumun düşünen beyinleri olan her iki kesim de bu komplo ve düzenlere dikkat etmelidirler.

BATILILAŞMA TEHLİKESİ
Bütün ülkelerde, ezcümle bizim aziz ülkemizde de maalesef büyük bir etkisi olan ve bıraktığı eserlerin bir çoğu hala da mevcut olan komplalardan biri de sömürülmüş ülkelerin kendine yabancılaştırıp batılılaştarılması ya da doğululaştırılmasıdır. Öyle ki artık kendileri ve kendi güç ve kültürlerin hiçe sayarak, iki güçlü doğu ve batı kutbunu en üstün ırk, onların kül¬türlerini en yüce kültür ve bu iki gücü, bütün dünya¬nın kıblesi olarak kabul edip, bu iki kutuptan birine bağımlı olmayı kaçınılmaz bir fariza olarak tanıttılar. Bu üzücü meselenin macerası uzun olmakla beraber geçmişte ve hala ondan yediğimiz darbeler ise yıkıcı ve öldürücüdür.
Daha üzücü olanı ise bunların, sultaları altındaki mazlum milletleri her yönden geri kalmış sırf tüketici ülkeler haline getirmiş olmalarıdır. Bunlar, bizleri kendi gelişmeleri ve şeytani güçlerinden öylesine bir korkutmuşlardır ki artık hiç bir yaratıcı, olumlu teşebbüse cesaret edemiyoruz; öyle ki, artık her şeyimizi onlara teslim etmiş, kendimiz ve ülkelerimizin kaderini onların eline bırakmış ve gözü kulağı kapalı onların emirlerine itaat etmekteyiz. İşte bu empoze edilmiş kof kafalılık ve beyinsizlik, hiçbir şeyde kendi fikir ve bilgimize güvenmememize ve körükörüne doğu ve batıya uymamıza yol açmıştır.
Kültürsüz Batı ve Doğu hayranı yazarlar ve konuş-macılar, bir yandan kültürümüzü, edebiyatımızı ve mevcut teknoloji ve yapıca gücümüzü eleştiri ve alay yağmuruna tutup, yerli öz düşünce gücümüzü yok et¬meğe çalışarak halkı ümitsizliğe düşürdü ve düşür¬mektedirler: Öte yandan da ecnebilerin gelenek ve gö¬reneklerini her ne kadar mübtezel de olsa amelleri, sözleri ve yazılarıyla yaymaya çalıştılar, övgülerle, on¬ları halklara aşıladılar ve hala da aşılamaktadırlar. Örneğin bir kitap, bir yazı veya herhangi bir konuşma¬da birkaç batılı terim bulunursa muhtevasına dikkat etmeden hemen onu hayret ve şaşkınlıkla karşılayıp yazar veya konuşmacıyı bilgin ve aydın bir kişi saymaktalar. Beşikten mezara kadar batılı sözcüklerle isimlendirilen her şey iyi ve medeniyet ve gelişmişlik mazharı; yerli öz sözcüklerle isimlendirilen şeyler ise menfur (nefret edilen), eski ve gericilik alameti olarak bilinmektedir. Çocuklarımız batılı bir isim taşırlarsa iftihar ediyor, yerli öz bir isim taşıdıklarında ise utanç duyuyar ve aşağılık kompleksine kapılıyorlar. Cadde¬ler, sokaklar, mağazalar, şirketler, eczaneler, kütüpha¬neler, parçalar vs. mallar yerli bile olsa, halkın rağbet ve rızasını kazanabilmesi için illa da batılı bir isim ta¬şımaları gerekiyor.
Evet, onlara göre davranışlarda, muaşeretlerde ve hayatın bütün alanlarında tepeden tırnağa batıcılık övünç, şeref, medeniyet ve ilericilik vesilesi, bunun karşısında yerli öz gelenek ve göreneklere bağlılıklarınızı ise gericiliktir. Her küçük hastalıkta her ne kadar ülke içinde tedavisi mümkün se de mutlaka dışarı gitmek gerekir. Doktor, hekim ve bilginlerimizi kınamak icab eder.  İngiltere, Fransa ve Moskova’ya gitmek çok değerli bir kıvanç vesilesi, ama hacca  ve diğer kutsal mekanları ziyarete gitmek ise gericiliktir. Din ve maneviyat ile ilgili değerlere karşı ilgisizlik  ilericilik ve medeniyet göstergesi, buna karşılık bu tür değerlere bağlılık gericilik göstergesidir……. yağmalamak, sömürü bağlarına esir edip ba¬ğımlılık ziletine düçar etmek ve millet ve ülkenizi tüketiciliğe sürüklemekten başka birşey istememektedir¬ler. Evet bu ve benzeri vesilelerle sizleri geri ve kendi deyişleriyle yarı vahşi bir halde bırakmak istiyorlar.

EMPERYALİSTLERİN ÜNİVERSİTELER VE İLİM HAVZALARINDAKİ KOMPLOLARININ FARKLILIĞI
Onların büyük komplolarından birisi burada da de-ğindiğim ve önceleri de defalarca hatırlattığım gibi, eği¬tim ve öğretim merkezlerini, özellikle yetiştirdiği ele¬manlarla ülkelerin mukadderatını elinde tutan üniver¬siteleri ellerinde bulundurmalarıdır: Onların İslam alimlerine ve İslami ilimler okutan edreselere karşı takındıkları tavır, üriversiteler ve liselerinkinden fark¬lıdır. Onların planı İslam alimlerini sahneden çıkar¬mak, onları inzivaya itmek ve Rıza Han’ın zamanında (uygulanıp aksine sonuçlandığı gibi) onları zorbalıkla ezmeye çalışmak veya her türlü propaganda, iftira ve şeytani planlarla ülkenin tahsilli ve aydın kesimini on-lardan uyarmaktan ibarettir ki, bu şeytani planlarını Rıza Han’ın zamanında daha çok baskı ve zorbalıkla, oğlu Muhammed Rıza’nın zamanında ise gizli ve perde arkasından icraat etmişlerdir.
Üniversitelerde uygulanmasına çalışılan plan ise, gençleri yerli kültür, edebiyat ve değerlerden saptınp onları Batı veya Doğu’nun kucağına düşürmek, sonra da devlet yöneticilerini onların içerisinden seçerek bü¬tün istediklerini onların eliyle uygulamak ve böylece ülkenin daha kolay batılılaşmasını ve talan edilmesini sağlamaktan ibarettir, zaten inzivaya çektirilmiş, halk gözünde menfur kılınmış ve böylece yenilgiye uğratılmış alimler de birşey yapamazlar. İşte bu; sulta altın¬da bulunan ülkeleri geri bırakmak ve onları yağmala¬mak için en iyi yoldur. Zira ne süpergüçlere herhangi bir zahmet ve masraf yükler, ne de milli çevrelerin sesini çıkarır, ülkenin bütün varlığı da rahat bir şekilde ceplerine dökülür.
O halde İran’da üniversiteler ve diğer yüksek eğitim yerlerinin ıslahına çalışıldığı bu zamanda, hepimiz me¬sullerle yardımlaşarak, üniversitelerin saptırılmasını önlemeye, gördüğümüz her türü sapıklığı hemen yok etmeye çalışmalıyız. Bu hayati sorun ilk aşamada üni¬versiteli gençlerimizin güçlü elleriyle halledilmelidir. Üniversitenin sapıklıktan kurtulması ülke ve milletin kurtuluşu demektir.
Ben önce bütün gençlere, sonra annebabalarına ve arkadaşlarına daha sonra da devlet yöneticilerine ve ülkenin hayrını düşünen aydınlara vasiyet ediyorum ki ülkenizi afet ve zarar karşısında sigorta eden bu önemli mesele için bütün vücudunuzla çalışın ve üni¬versiteyi sonraki nesile (sağlam bir şekilde) teslim edin. Gelecek bütün nesillere de vasiyetim, kendilerini, aziz ülkelerini ve insan eğitici islamı kurtarabilmele¬ri için, üniversiteleri sapıklık ve doğu ve Batı hayranlığına kapılmaktan korumalarıdır. Bu insani İslami hareketinizle büyük güçlerin elini ülkenizden kesin ve onları ümitsizliğe düşürün. Allah himayeci ve koruyucunuz olsun.

İSLAM ŞURA MECLİSİ MİLLETVEKİLLERİ-NİN İSLAMA SIKICA BAĞLI OLMALARININ GE-REKLİLİĞİ
Önemli meselelerden biri de İslami Şura Meclisi milletvekillerinin İslam’a bağlı ve sorumluluklarının bilincinde olmalarıdır. Biz, meşrutiyet döneminden za¬lim Pehlevi rejimine kadar gelip geçen ve hepsinden daha kötü ve tehlikelisi bu fasit ve tahmili rejimdeki (Muhammed Rıza Dönemindeki) fasit ve sapık meclis¬lerden İslam ve İran’ın nice üzücü darbeler yediğini, millet ve ülkenin bu değersiz ve uşaklık yapan caniler tarafından nice musibetler ve zararlara uğradığını gözlerimizle gördük.
Şu son elli yıl içerisinde mazlum ve azınlığın karşı¬sında sapık ve Allah’tan habersiz sahte bir çoğunluğun eliyle, ingiltere ve Rusya’nın, son olarak da Ameri¬ka’nın bütün isteklerini yerine getirip, ülkeyi felaket ve yokluğa doğru ittiler. Rıza Han’dan önce Batı hay¬ranı bir grup satılmış kimselerin ve bir avuç ağaların, Pehlevi rejimi zamanında da cani rejimin kendisi ve ona bağlı uşaklar ve kapı kullarının iş başında bulunması sonucu meşrutiyetten sonra hiçbir zaman anaya¬sanın mühim maddelerinin hemen hiç birisi uygulan-mamıştır.
Allah’ın inayeti ve yüce milletimizin himmet ve gay¬retiyle ülkenin kaderinin halkın kendi eline geçtiği, İslami Şura meclisi milletvekillerinin halkın kendisinden olup, devlet ve ağaların hiçbir etkisi olmadan hal¬kın kendi eliyle seçilerek, İslam ve ülke maslahatlarına olan bağlılıklarından dolayı inşaallah her türlü sa¬pıklığın önlenmesinin ümid edildiği şu anda benim, bugünün ve geleceğin nesillerine olan vasiyetim şudur ki, kesin iradeleriyle İslam ahkamına ve ülke maslahatlarına olan bağlılıklarıyla, genellikle halkın orta ve mahrum tabakasından olan, İslam ve İslam Cumhuriyetine bağlı, müstakim yoldan Batı ve Doğu tarafına sapmayan, sapık ekollere eğilim göstermeyen, tahsilli o günün meselelerine ve İslami siyasetten haberdar olan kimseleri meclise seçip göndersinler.
Muhterem alimler camiasına, özellikle büyük İslam mercilerine de vasiyet ediyorum ki, toplumsal mesele¬lerde, hususen Cumhurbaşkanı ve milletvekilleri seçi¬mi meselelerinde bir kenara çekilerek sorumsuz kalmasınlar. Hepiniz gördünüz ve gelecek nesiller de du¬yacaktır ki Batı ve Doğu izinden giden siyaset oyuncu¬ları, türlü zorluk ve çilelerle meşrutiyetin temelini atan İslam alimlerini safdışı bıraktılar; alimler de on¬ların oyununa gelip ülke ve müslümanların işlerine karışmayı kendi makam ve görevlerinin dışında zannederek sahneyi batılılaşmış zümreye terkettiler, ki neticede meşrutiyet, anayasa, ülke ve İslam’a öyle bir darbe vuruldu ki bunu telafi edebilmek için uzun bir zamana muhtacız.
Elhamdulillah Teala engellerin ortadan kalktığı ve bütün tabakaların faaliyet edebilmesi için serbest bir atmosferin meydana geldiği bu zamanda müslümanlara ait meselelerde ihmalkarlık yapmak bağışlanmayacak büyük günahlardandır. Herkes gücü yettiği ve sözü geçtiği miktarda İslam’a ve vatana hizmet etmeli ve ciddi bir şekilde iki sömürgeci gücün bağımlıları. Batı ve Doğu hayranları ve büyük İslam mektebinden sap¬mış kimselerin nüfuzunu önlemeye çalışmalı ve şunu bilmelidirler ki beynelmilel yağmacı süper güçlerden ibaret olan İslamın ve İslam ülkelerinin düşmanları, yavaş yavaş ve sinsice ülkemize ve diğer İslam ülkelerine sızarak kendi içlerinden bazı kişilerin eliyle ülke-leri sömürü tuzağına düşürmektedirler. Onun için dik¬katli ve uyanık olmalı ve sızmak için atılan ilk adımın önünde durup onlara fırsat vermemelisiniz. Allah yar¬dımcı ve koruyucunuz olsun.
Şimdiki ve gelecekteki İslami Şura meclisi milletvekillerinden istiyorum ki eğer Allah etmesin bazı sapık unsurlar hile ve siyasi oyunlarla milletvekilliğine seçi-lecek olursa, meclis onların salahiyet belgesini reddet¬meli ve tek bir fasit unsurun bile meclise girmesine izin vermemelidir. (İslam Cumhuriyetinde) resmiyeti olan dini azınlıklara da vasiyetim şudur ki, Pehlevi rejiminde geçen devrelerden ibret alıp temsilcilerini kendi dinlerine ve İslam Cumhuriyetine bağlı olan, emperyalist güçlerden bağımsız kalan ve mülhid, sa¬pık ve karma ekollere meyilli olmayan şahıslar arasından seçsinler.
Bütün milletvekillerinden de istiyorum ki, birbirle¬rine karşı son derece iyi niyetli ve kadeşçe davransın¬lar, hep birlikte kanunların Allah etmesin islam’dan sapmasını önlemeye çalışsınlar ve hepiniz İslam’a ve Semavi hükümlere vefalı olun, ta ki dünya ve ahiret adetinizi elde edebilesiniz.
Şimdiki ve gelecekteki muhterem Anayasayı Koru¬ma Şurası’ndan da istediğim ve onlara olan tavsiyem şudur ki son derece bir dikkat ve kudretle İslami ve milli vazifelerimi yerine getirsinler ve hiçbir gücün etkisi altında kalmayıp pak şeriata ve anayasaya muha¬lif olan kanunları hiçbir şeyi mülahaza etmeden reddetsinler ve bazen semavi hükümler yoluyla bazen de fakihin velayetiyle halledilen ülkenin zaruri meselele¬rini de göz önünde bulundursunlar.
Yüce milletimize vasiyet ediyorum ki, gerek Cum-hurbaşkanlık seçimi olsun gerek İslami şura meclisi milletvekilleri ve gerekse rehber veya rehberlik şurasını seçen Hibreler (uzmanlar) Meclisi olsun bütün se¬çimlerde sahnede bulunup, gereken şartları taşıyan kimseleri seçsinler. Örneğin, rehber veya rehberlik şurasını seçecek Hibreler meclisi temsilcilerini ihmalkarlık edip Şer’i ve kanuni ölçülere dayanarak seçmezlerse elbette ki isLam’a ve ülkeye telafi edilemeyecek dar¬beler iner ve herkes Allah karşısında sorumlu olur. Bu hesaba bütün nesillerde bütün İslam merci ve alimlerinden tutun esnaf, çiftçi, işçi, memur sınıfına kadar herkes ülkenin ve İslamın kaderi karşısında mesuldür. Hatta bazen ihmalkarlık edip sahnede bulunmamak büyük günahların başında yer alabilir.
O halde müşkülü, vuku bulmadan veya daha fırsatlar eldeyken halletmek gerekir. Bu meşrutiyetten bu yana birlikte vardığımız en son neticedir. En büyük ça¬re ise şudur: Millet ülke genelinde üzerine düşen vazi¬feyi İslam’a ve Kanunu Esasiye uygun bir şekilde yap¬malı. Cumhurbaşkanı ve milletvekillerini seçme konusunda İslama bağlı, sömürgeci güçlerin nüfuzundan uzak, takvayla, İslam’a ve islam Cumhuriyetine bağlı¬lıkla meşhur olan tahsilli ve aydın kimseler ayrıca takvalı ve İslam Cumhuriyetine bağlı alimlere danışmalı Cumhurbaşkanı ve milletvekillerinin, kapitalist zihniyetli, konforlu bir hayata. türlü şehvetlere daldıklarından dolayı fakir ve mustazaf bırakılmış sınıfın mahrumiyet açısını anlayamayan tabakadan değil, mustazaf ve mahrum kimselerin mazlumiyet ve mah¬rumiyetini bizzat tadan ve onların refah ve rahatlığını düşünen kimselerden olmasına dikkat etmelidirler.
Şunu bilmeliyiz ki Cumhurbaşkanı ve milletvekille¬ri layık, İslam’a bağlı,,ülke ve milletin hayrını isteyen kimseler olursa çoğu müşküller karşımıza çıkmaz ve var olan müşküller de kısa bir zamanda halledilir.
Aynı meseleler, rehber veya rehberlik şurasını seçe¬cek hibrelerin (uzmanların)seçiminde de diğer şartlarının yanısıra göz önünde bulundurulmalıdır. Evet hal¬kın oyuyla seçilen hibreler (uzmanlar) tam bir dikkatle ve her asrın büyük mercilerine ve ülkenin büyük alimlerine, dindar ve bilgili kimselere danışılarak, seçilirse onların tayin edeceği en layık ve İslam’a bağlı rehber veya rehberlik şurası vasıtasıyla çoğu probemler ve hayati sorunlar meydana çıkmaz veya çıksa da en iyi bir şekilde halledilir.
Bu konuda kanunu Esasi’nin 109. ve 110. maddelerine bakılırsa, hibrelerin (uzmanların) seçiminde halkın, rehber veya rehberlik şurasını seçme konusunda ise hibrelerin ne kadar ağır bir sorumuluk taşıdık¬ları ve seçim konusunda en ufak bir ihmalkarlığın İs¬lam’a , ülkeye ve İslam Cumhuriyetine ne denli ağır bir darbe vuracağı kendiliğinden anlaşılır. Büyük bir ehemmiyeti taşıyan bu meselede tehlikenin muhtemel oluşu bile onlar için seri mükellefiyet, sorumluluk geti¬rir.
Süper güçlerin ve onların içerideki veya dışarıdaki uşaklarının İslam Cumhuriyetine ve İslam maskesi al¬tında İslam’a saldırdığı böyle bir asırda ve gelecek asırlarda benim, rehbere veya rehberlik şurasına olan vasiyetim şudur ki: Kendilerini İslam’a, İslam Cumhu¬riyetine ve mahrum ve mustazaf insanlara hizmet etmeye adasınlar. Rehberliğin kendileri için bir hediye ve değerli, kalıcı bir makam olduğunu zannetmesinler. Çünkü rehberlik oldukça ağır ve tehlikeli bir mesuli¬yettir ve Allah korusun nefsani istekle karışık olarak yapılan en küçük bir hata ve kayma insanı dünyada ebedi rezilliğe ve ahirette de kahhar olan Allah’ın gazap ateşine düçar eder.
Hidayet edici Mennan Allah’tan bizi ve sizi bu tehli¬keli imtihandan yüzü ak olarak çıkarıp kendi huzuruna kabul etmesini acizane bir şekilde diliyorum.
Aynı tehlike biraz hafif şekliyle bugünün ve geleceğin cumhurbaşkanları, hükümetleri ve diğer mesuller için de (yüklendikleri mesuliyetin derecesi hasebiyle) söz konusudur. Binaenaleyh daima Allahu Teala’yı hazır ve gözetleyici bilmeli ve kendilerini onun müba¬rek huzurunda görmelidirler. Allahu Muteal onların yol göstericisi olsun.

YARGI VE ADLİYE
ORGANLARININ ÖNEMİ
En önemli meselelerden birisi de halkın canı, malı ve namusuyla ilgilenen yargı meselesidir. Rehbere ve¬ya rehberlik şurasına vasiyet ediyorum ki en büyük adli makamı, Şer’i mesuliyetini müdrik, sağlam ve tec¬rübeli bir geçmişi olan ve İslami ve siyasi konularda görüş sahibi olan kimselerin içerisinden seçsinler. Yüksek Yargı Şurası’ndan da istiyorum ki, geçmiş re¬jimde üzücü ve esef edilecek bir duruma gelmiş yargı meselesini ciddi bir telaşla düzene sokarak halkın canı ve malıyla oynayan ve kendileri için islami adalet di¬ye birşey kabul etmeyen kimselerin elini bu önemli makamdan kessinler. Ciddi ve azimli bir şekilde yavaş yavaş bu teşkilatı değiştirerek, dini havzaların ciddi-yetiyle yetiştirdiği ve gerekli şartlara sahip hakimleri belirlenen İslami şartlara haiz olmayan hakimlerin ye¬rine atasınlar ki İnşaallah yakın zamanda İslami esaslara dayalı yargı bütün ülkede uygulansın.
Şimdiki ve gelecekteki bütün hakimlere de vasiye¬tim şudur ki; Adli meselelerin önemi ve mahkemelerde hüküm vermenin büyük ehemmiyeti ve haksız yere hüküm vermenin doğuracağı sonuçlar hakkında ma¬sum İmamlar’dan Allah’ın salavatı onların üzerine ol¬sun nakledilen hadisleri göz önünde bulundurarak bu önemli ve ciddi vazifeyi üstlensinler ve bu makamın ehli olmayanların eline düşmesine izin vermesinler. Ehli olanlar da bir kenara çekilerek ehli olmayanlara meydan vermesinler ve şunu bilsinler ki bu makamın tehlikesi büyük olduğu gibi mükafatı, fazilet ve sevabı da büyüktür ve adli mesuluyeti üstlenmenin ehli için farzı kifayet olduğunu elbette kendileri de biliyorlar.

SAPIK KİMSELERİN İLİM HAVZALARINA NÜFUZ ETME TEHLİKESİ
Mukaddes ilim havzalarına vasiyetim şudur ki: Ön¬ceden de defalarca arzettiğim gibi günümüzde İslam ve İslam Cumhuriyetinin düşmanları İslam’ı ortadan kaldırmak için kesin bir karar almışlardır. Onlar bu şeytani hedeflerine ulaşabilmek için mümkün olan her yolu denemektedirler. Onların meşum hedeflerine ula¬şabilmek için takip ettikleri, aynı zamanda da İslam ve İslami havzalara en büyük tehlike teşkil eden çok önemli düzenlerinden biri de sapık ve fasid kimseleri ilim havzalarına nüfuz ettirmeleridir.
Zira böyle sapık kimselerin ilim havzalarına sızmalarının kısa vadede en büyük tehlikesi çirkin amelleri, kötü ahlakları sapık metodlarıyla havzaların adını kötüye çıkarmaktır. Uzun vadede en büyük tehlikesi de birkaç hileker kişinin İslami ilimleri öğrenip, halk kit¬leleri arasında nüfuz sahibi olması ve kendilerini o te¬miz kalpli insanlara sevdirmekle yüce makamlara ulaşıp münasib bir zamanda da ilim havzalarına, aziz İslam ve ülkeye büyük darbeler vurmasıdır. Biliyoruz ki yağmacı süper güçlerin toplumlarda milliyetçiler, sahte aydınlar ve fırsat buldukları takdirde herkesten tehli¬kesi ve zararı daha fazla olan alim kılıklı kimselerden bir çok elemanları vardır. Bunlar, bazen otuz kırk yıl İslami ve dindar bir çehreyle veya pan İranizm, nasyo¬nalizm, milliyetçilik ve diğer hilelerle, halk arasında sabır ve tahammül göstererek yaşıyor. zamanı geldiğinde de kendi görevlerini yapıyorlar.
Bizim aziz milletimiz inkılabın zafere ulaşmasından sonraki şu kısa müddet zarfında halkın mücahidleri, halkın fedaileri, tudeh ve benzeri isimler altında çalı¬şan bir çok grupları görmüştür. Herkesin tam bir şu¬ur ve uyanıklıkla bu çeşit komploları etkisiz bir hale getirmesi lazımdır. Her şeyden daha önemlisi de tanın¬mış muhterem ve fazıl müderrislerin (üstadların) za¬manın mercilerinin teyidiyle ilim havzalarını tanzim ve tasfiye etmeleridir. İlim havzalarında yaygınlaşmış olan “Düzen düzensizliktedir” tezi de ihtimalen bu komplocuların meşum ilkalarından biridir. Her ne olursa olsun tüm asırlarda, özellikle de komplo ve dü¬zenlerin kuvvet kazandığı bu asırda havzaların düzene sokulmasını tavsiye ediyorum. Kadri yüce müderris ve alimler vakit sarfederek doğru ve dakik programlar hazırlamalı, özellikle de Kum ilim Havzasını ve diğer büyük ve önemli havzaları günümüzde her çeşit tehli¬ke ve zarardan korumaya çalışmalıdırlar.
Muhterem alim ve müderrisler, fekahette ilgili olan derslerinde fıkıh ve usulü fıkıh havzalarının İslam fıkhının tek beka yolu olan büyük üstadların yolundan sapmasına asla izin vermemelidirler. Her gün araştır¬ma, dikkat, görüş, buluş ve tahkiklerin daha da bir artması ve selefi salibin mirası olan geleneksel fıkhın mahfuz kalması gerekir. Aksi takdirde tahkik ve tedkik temellerinin sarsılacağı kaçınılmazdır. Bu yüzden tahkik alanı geliştirilmeli, daima ileriyle doğru gidilmelidir. Elbette ilmin diğer dallarında da ülke ve İslam için gerekli programlar hazırlanmalı, bu dallarda da bazı kişilerin eğitilmesi lazımdır. Genel bir şekilde öğrenim ve öğretim yapılması gereken en büyük ve yüce sahalardan biri de en büyük cihad olan ahlak, nefis tezkiyesi ve Allah’a doğru seyri suluk Allah hepimize nasip etsin kabilinden İslam’ın manevi ilimler sahasıdır.

İCRA ORGANLARINDA ISLAH, TASFİYE VE DENETİMİN GEREKLİLİĞİ
Islah, tasfiye ve denetimin gerekli olan yerlerinden biri de yürütme organlarıdır. Bazen müterakki ve top¬lumun haline faydalı olan kanunlar Meclis’te tasvip olur, Anayasayı Koruma Şurası da onu tenfiz eder ve ilgili bakanlar da idarelere bildirir, ama bu kanun salih olmayan icracıların eline düşecek olursa onu etkisiz bir hale getirmeleri, kanunlara aykırı bir şekilde veya adet edindikleri bir takım bürokratik engellerle halkı rahatsız etmeleri ve böylece de tedricen halk arasında büyük bir rahatsızlık oluşurmaları mümkündür. Be¬nim bugünkü ve gelecek asırlardaki mesul bakanlara vasiyetim şudur ki: Sizler ve bakanlıkta hizmet eden diğer memurlar şunu bilmelidir ki rızıklandıkları büt¬çe halkın malıdır. O halde bu halka özellikle de mustazaf insanlara hizmet etmelisiniz. Halkı rahatsız et¬mek, müşkülat çıkarmak ve vazifesine aykırı bir şekil¬de amel etmek haramdır. Allah etmesin bazen bu ameler Allah’ın gazabına da sebep olur. hepiniz halkın desteğine muhtaçsınız. Halkın, özellikle mahrum tabakası¬nın deteği ile bu inkılab başarıya ulaştı. Şah’ın zulüm eli, ülkeden ve ülkenin zenginlik kaynaklarından ke¬sildi. Onların desteğinden mahrum olduğunuz gün siz¬lerde kenara itilirsiniz. Zalim şehinşahlık rejimine ol¬duğu gibi sizin yerinize de yine o zalimler geçer.
Binaenaleyh halkın nazarını celbetmeniz ve İslami olmayan insanlık dışı hareketlerden çekinmeniz gerekir. Bu saikle ülkenin tarih boyunca gelecek olan bü¬tün bakanlarına da vasiyet ediyorum ki, valileri seçer¬ken ülkede huzurun da artması için layık, dindar, akıl¬lı, şer’i mesuliyetini müdrik ve halkla iyi geçinebilen kimseleri seçmeye özen göstermelidirler. Bütün ba¬kanlıklar sorumlu olan dışişleri bakanlığı gibi bazı ba¬kanlıkların has bir özellikleri vardır. Ben İnkılab’ın başarıya ulaştığı ilk günlerden itibaren tağutun etkisi altında kalmış konsoloslukların, İslam Cumhuriyeti’ne yakışır konsolosluklar haline getirilmesi hususunda dışişleri bakanlığına bazı tavsiyelerde bulundum. Ama onlardan bazıları ya hiçbir olumlu teşebbüste bulunamadılar veya bulunmak istemediler. İnkılab’ın zaferinden tam üç yıl geçmekte olan hali hazırdaki dışişleri bakanı ve bu konuda bazı olumlu teşebbüslerde bulun-muştur; inşaallah tam bir ciddiyetle ve vakit harcayarak bu önemli iş de gerçekleşir.
Ben şimdiki ve gelecekteki dışişleri bakanlarına va¬siyet ediyorum ki, siz beylerin, bakanlık ve konsolos¬lukları ıslah etmek, bu merkezleri bir düzene sokmak, dış siyasetinde ülkenin istiklal ve menfaatini korumak ve iç işlerimize karışmayı düşünmeyen devletlerle gü¬zel ilişkilerde bulunmak hususunda ağır sorumluluğu¬nuz vardır. Bütün boyutlarıyla bağımlılık kokusu olan herşeyden titizlikle çekinmeniz gerekir. Bilmelisiniz ki bazı işerde bağımlılığın zahiri hoş görünse de veya hali hazırdaki bir faydası olsa da sonunda ülkenin kökünü kazıyıcak ve onu büyük bir çıkmaza düşürecektir. İslami ülkelerle ilişkilerinizi daha, bir iyileştirmek ve dev¬let adamlarını uyandırmak için çaba sarfedin. Onları vahdete ve birliğe davet edin ve biliniz ki Allahu Teala sizinledir.
İslam ülkeleri halklarına da vasiyet ediyorum ki, İslam ve islam’ın hükümlerini uygulamaktan ibaret olan hedefiniz hususunda dıştan hiçbir kimsenin size yar¬dımda bulunacağını beklemeyin. Kendiniz, özgürlük ve istiklali size armağan edecek olan bu hayati mesele için kıyam etmelisiniz. İslami ülkelerin muhterem alim ve hatibleri devlet adamlarını süper güçlere ba¬ğımlılıktan kurtulmaya kendi milletleriyle birlik olmaya davet etsinler. Bu takdirde mutlaka zafere kavu¬şurlar. Yine (muhterem alim ve vaizler) milletleri vah¬dete davet etsinler; onları İslam’ın emirlerine aykırı olan milliyetçilikten sakındırsınlar. Hangi ırk ve ülke-den olursa olsun kendi iman kardeşlerine yardım elini uzatsınlar. Eğer bu iman kardeşliği, devlet ve milletle¬rin gayreti ve Allahu Teala’nın da teyidi ile birgün ta¬hakkuk edecek olursa, dünyanın en büyük ve kudretli gücünü, müslümanların teşkil ettiğini göreceksiniz. Allahu Teala’nın izniyle bu kardeşlik ve eşitliğin ta¬hakkuk edeceği günün ümidiyle…
Bütün asırlarda, bilhassa has bir özelliği olan bu asırda, İrşad Bakanlığına da batıl karşısında hakkı tebliğ etmek ve İslam Cumhuriyetinin gerçek çehresini göstermek için çaba göstermelerini tavsiye ediyorum. Biz bugün süper güçlerin elini bu ülkeden kestiğimiz bir zamanda, büyük güçlere bağlı olan bütün kitle ha¬berleşme araçlarının propaganda hücumlarına maruz kalmışız. Süper güçlere bağlı olan yazar ve konuşmacı¬lar, yeni vücuda gelmiş olan bu İslam Cumhuriyetine ne kadar yalan ve töhmetler atmadılar ki? Maalesef bölgedeki hükümetlerde İslam’ın hükmü gereğince bizlere kardeşlik elini uzatacaklarına, bize ve İslam’a düşman kesildiler.
Bunların hepsi dünyayı yutan güçlerin hizmetinde olup her taraftan bize karşı saldırıya geçmişlerdir. Bizim tebliğat gücümüz, onlarınkinin karşısında çok za¬yıf kalmaktadır. Bildiğiniz gibi bu gün dünya tebliğat üzerinde dönüyor. Maalesef iki kutuptan birine meyilli olan sözde aydın yazarlar, ülke ve milletlerinin, istik¬lal ve özgürlüğü hususunda tefekkür edeceklerine, dü¬çar oldukları bencillikler, fırsat kollamalar ve tekelci¬likler yüzünden, ülke ve milletlerinin maslahatını göz önünde bulundurmak, İslam Cumhuriyetinin sağladığı istiklal ve özürlüğü, şah rejimindeki durumla mukaye¬se etmek, refah ve ayyaşlıkları hususunda, kaybettik¬leri şeyler karşılığında elde ettikleri şerefli bir hayatı, bağımlılık uşaklık ve zulüm ve fuhuş kaynakları olan fasid kimseleri övmek, onlara yaltaklanmak sayesinde zalim şah rejiminden aldıkları değersiz şeylerle karşı¬laştırmak için vakit bile bulamıyorlar.
Yine onların gurur ve bencillikleri, yeni vücuda gel¬miş olan bu İslam Cumhuriyeti’ne iftira ve yakışıksız sözler sarfetmekten el çekerek, millet ve devletle bir saf oluşturup tağut ve zalimlerin aleyhine dilleri ve kalemleriyle birşey söyleyip yazmalarına mani olmak¬tadır. Tebliğ meselesi yalnız İrşad Bakanlığının vazifesi değildir; belki bütün bilgin, konuşmacı, yazar ve sa¬nat sahiblerinin üzerine düşen bir vazifedir bu. Dış İşleri Bakanlığı, tüm konsoloslukların tebliği yayınlarının olması ve İslam’ın nurlu çehresinin bütün dünyaya gösterilmesi için çalışıp çaba göstermelidir. Eğer Kur’an ve sünnetin bütün boyutlarıyla davet ettiği İs-lam’ın o güzel çehresi İslam muhaliflerinin maskesi al¬tında ve dostlarının da yanlış anlamalarından kurtulup ortaya çıkarsa, İslam bütün dünyayı sarar ve ifti¬har dolu bayrağı her yerde dalgalanmaya başlar. Ne kadar üzücü ve kahredicidir ki, müslümanlar tarih bo¬yunca eşine rastlanmayan böylesi değerli bir mücevhere sahip olduğu, her özgür fıtratlı insanın talibi olduğu bu kıymetli mücevheri dünyaya sunamamış, aksine belki bizzat kendileri ondan gaflet etmiş onu anlaya¬mamış ve bazen de ondan firar bile etmişler.

EĞİTİM VE ÖĞRETİM MERKEZLERİNİN EHEMMİYETİ
Çok önemli ve kader belirleyici meselelerden biri de ana okullarından üniversitelere kadar var olan eğitim ve öğretim merkezleri meselesidir. Fevkalade büyük öneminden dolayı bu meseleye tekrar değinmek istiyo¬rum:
Tarih boyunca yağmalanmış milletimiz bilmelidir ki son yarım yüzyılda İslam’a ve İran’a vurulan yıkıcı darbelerin büyük bir bölümü üriversitelerden gelmiş¬tir. Eğer üniversiteler ve diğer eğitim ve öğretim mer¬kezleri, ülkenin menfaatleri yönünde İslami ve milli programlarla çocuklar ve gençlerimizin zalim, terbiye ve tezhibiyle uğraşmış olsalardı kesinlikle ülkemiz in¬giltere ve daha sonra da Amerika ve Rusya’nın kursağına girmez, ocaklar söndüren antlaşmalar, mahrum ve yağmalanmış milletimize empoze edilemez, yabancı müsteşarlar İran’a ayak basamaz, İran’ın zenginlik kaynakları ve bu mazlum milletin siyah altını (petro¬lü) şeytani güçlerin ceplerine akıtılmaz, Pehlevi hane-danı ve bağlıları milletin mallarını yağmalayamaz, dıştaki mazlumların cesetleri üzerine parklar ve villa¬lar bina edilemez ve yabancı bankaların kasalarını bu mazlumların el emeği ve alınteriyle doldurup kendi ve akrabalarının ayyaşlık ve serserilikleri yolunda harcayamazlardı. Eğer meclis, devlet, yargı organları ve di¬ğer organlar İslami ve milli üniversitelerden kaynak¬lanmış olsaydı bugün milletimiz muhakkak şu evleri yıkan güçlüklerle karşı karşıya kalmazdı.
Eğer üniversitelerden İslami ve İslam’ın karşısında arz-ı endam eden bugünkü manasıyla değil; sahih ma¬nası-yla milli eğilimli temiz şahsiyetler, yasama, yü¬rütme ve yargı organlarına girebilselerdi, bu günümüz başka bir gün ve ülkemiz de başka bir ülke olurdu; mahrumlarımız mahrumiyet zincirinden kurtulur, zu¬lüm ve cinayet tezgahına son verilir ve sadece biri bile değerli ve faal genç nesli tek başına zayi etmek için ye¬terli olan fuhuş, işret ve uyuşturucu maddeler merkezlerinin defteri dürülürdü. Eğer üniversiteler İslami, insani ve milli olsaydı rahat bir şekilde topluma yüz¬lerce binlerce müderris verebilirdi. Fakat ne yazık ki üniversiteler ve liseler dikte edilmiş bir programla mazlum ve mahrum bir azınlık dışında hep Batı veya Doğu hayranı kimseler tarafından yönetilmekteydi.
Bizim aziz ve masum gençlerimiz de böylesi süpergüçlere bağımlı kurtların kucağında büyüyerek yasa¬ma, icra ve yargı kürsülerine oturup zalim pehlevi rejiminin emri üzere amel ediyorlardı. Artık bugün elhumdülillah üniversiteler cinayetkarların pençesinden çıkarılmıştır, millet ve İslam Cumhuriyeti hükümeti, sapık ideoloji sahibi veya garp ya da şarka eğilimli fasid unsurların üniversiteler, öğretmen okuları ve diğer talim ve terbiye merkezlerine nüfuz etmelerine asla müsaade etmemelidirler. Şimdiden önlemler alınmalı ki sonradan herhangi bir zorlukla karşılaşılmasın. Aziz lise, öğretmen okulu ve üniversite gençlerine ül¬ke, millet ve kendi istiklal ve hürriyetlerini korumak için tüm sapıklıkların karşısında yiğitçe kıyam etmele¬rini tavsiye ediyorum.

SİLAHLI KUVVETLERE TAVSİYELER
Askeriye, İnkılab Muhafızları, jandarma ve polisten komitelere, besic ve aşiret gönüllülerine kadar bütün silahlı kuvvetlerin kendilerine has bir özellikleri var¬dır. Bunlar, İslam Cumhuriyetinin kuvvetli ve güçlü pazıları, sınırların, yolların, şehirlerin ve köylerin bek¬çileri; emniyet ve güvenlik koruyucularıdırlar. Bu yüz¬den de millet, hükümet ve meclisin özel tevvcühüne konu olmalıdır. Dünyada büyük güç ve yıkıcı politika¬ların her şeyden ve her gruptan daha çok silahlı kuv¬vetlerden yararlandıklarına dikkat edilmelidir. İhtilal¬ler ve hükümet değişiklikleri hep siyasi oyunlara gel-miş bu silahlı kuvvetlerin eliyle gerçekleşmektedir. Hilekar menfatçılar, onların başlarından bazısını satın alarak onların eliyle ve aldatılmış komutanların plan¬larıyla ülkeleri ele geçirip mazlum milletlere musallat olmakta ve onların istiklal ve hürriyetlerini ellerinden almaktalar. Eğer işin başında temiz komutanlar bulunursa, ülke düşmanları hiçbir zaman herhangi bir ül¬keyi işgal edemez ve her hangi bir ülkede ihtilal yapa¬mazlar. Birşeyler yapmaya yeltenseler de İslam’a bağlı olan komutanların eliyle hemen hezimete uğrarlar.
İran’da milletin eliyle gerçekleştirilen asrın mucizesi (inkılab)nde de İslam’a bağlı silahlı kuvvetlerin ve temiz vatansever komutanların büyük bir payı vardır. Amerika ve diğer güçlerin emri ve yardımıyla Tekritli Saddam’ın bize tahmil ettiği lanetli savaş da iki yıla yakın bir süreden beridir mütecaviz Baas ordusu ve güçlü destekçileri ile onların bağımlılarının askeri siyasi yenilgisiyle sonuçlanmıştır. Askeriye, emniyet güçleri, inkılab muhafızları ve halktan müteşekkil silahlı kuvvetler, halkın cephe ve cephe arkasında esirgemediği yardımlarıyla bu büyük iftiharı yaratarak İran’ın başını yükselttiler. İslam Cumhuriyetini ortadan kal¬dırmak için seferber edilen Doğu ve Batı’ya bağımlı kuklaların dahildeki oyunları da yine gayretli halkın yardımı ve komite gençleri, polis ve besic pasdarlarınnın güçlü eliyle etkisiz hale getirildi. Ailelerin tam bir güven içinde istirahat edebilmeleri ve bu aziz ve feda¬kar gençlerin geceleri uyumaması sayesindedir. Allah yardımcıları olsun.
Binaenaleyh ömrümün şu son zamanlarında bütün silahlı kuvvetlere bir kardeş olarak şunları vasiyet edi¬yorum:
Ey İslam’ı canlarından daha çok seven, likaullah aş¬kıyla cephelerde fedakarlık eden ve ülke çapında mu¬kaddes görevlerini başarıyla yürüten azizler! Gözünüzü açın! Uyanık olun! Politika oyuncuları. Batı ve Do¬ğu hayranı profesyonel politikacılar ve perde ardındaki cinayetkarların esrarengiz elleri, hiyanet ve cinayetle bilenmiş silahlarını her taraftan ve herkesten (her tai¬feden) daha çok siz azizlere yöneltmiş bulunmaktalar. Yaptığınız fedakarlıklarla İnkılabı zafere ulaştıran ve İslam’ı ihya eden siz azizlerden İslam Cumhuriyetini yıkmak için istifade etmek; sizleri, İslam adına, vatan ve millete hizmet adına İslam ve milletten kopararak dünyayı sömüren iki kutuptan birinin kucağına düşür¬mek, siyasi hilelerle İslami ve milli görüntülerle sizin zahmet ve fedakarlıklarınız üzerine iptal çizgisi çek¬mek istiyorlar.
Silahlı kuvvetlere kesin vasiyetim şu ki İslam Cum-huriyeti kanunlarında da olduğu gibi askerlerin parti¬ler, gruplar ve siyasi teşekküllere girmemelerini öngö¬ren kurallara uyulması, bununla amel edilmesidir. Ve silahlı kuvvetler asker, emniyet güçleri, inkılab muhafızları, besic ve her ne olurlarsa olsunlar hiç bir parti ve gruba girmeyerek kendilerini siyasi oyunlardan uzak tutmalıdırlar. Ancak bu takdirde kudretlerini ko¬ruyabilir, ihtilaflardan kaçınabilirler.
Komutanlar, kendi emri altındaki güçleri partilere girmekten menetmelidirler. Çünkü İnkılab, bütün mil¬letin olduğundan onu korumak da herkese aittir. Hü¬kümet, millet, savunma şurası ve İslami Şura Meclisi’nin şeri ve vatani vazifesi eğer silahlı kuvvetlerden, ister komutanlar ve üst kademedekiler olsun, isterse alt kademedekiler, İslam ve ülkenin maslahatlarına aykırı bir iş yaparlar ve şüphesiz kendilerini felakete sürükleyecek partilere girerlerse veya siyasi oyunlara katılırlarsa daha ilk anda onlara karşı çıkmaktır. Reh¬ber ve rehberlik şurası da kesin bir kararlılıkla bu işin önünü almalıdır. Ancak bu takdirde ülke her türlü zarara uğramaktan kurtulabilir. Ben, şu dünya hayatı¬mın sonunda bütün silahlı kuvvetlere müşfikane vasi¬yet ediyorum ki, Allahu Teala’nın herkesi hidayet nuruna ve yüce insanlık makamına davet ettiği biricik is¬tiklal ve hürriyet mektebi İslam’a aynen bugün göster¬diğiniz vefakarlık gibi vefakarlığınızı sürdürmeye ka¬rarlı olunuz. Çünkü sizin İslam’a olan bu bağlılınız an¬cak sizi, ülkenizi ve milletinizi kendilerine köle yap¬maktan, ülkenizi ve aziz milletinizi geri bırakmak, tü¬ketim pazarı haline sokmak ve zulmü kabullenmenin uğursuz utanç verici yükü altında tutmaktan başka birşey istemeyen güçlere bağımlılık ziletinden kurtara¬bilir.
Bir takım zorlukları olsa bile insanca şerefli bir şe¬kilde yaşamayı, hayvani refahla içiçe olan yabancılara kölelik ederek yaşamaya tercih edin ve bilin ki ileri teknolojik ihtiyaçlarınızı karşılamakta diğerine el açıp ömür boyu dilencilik etiğiniz müddetçe sizler de kendi iradenizle teşebbüse geçme ve buluşlarda ilerleme gü¬cü asla gelişmeyecektir. Ekonomik ambargodan sonra ki şu kısa müddet zarfında daha önce kendilerini her şeyi yapmaktan aciz görenler, fabrikalar kurmaktan ye’se, umutsuzluğa düşenler, fikirlerini kuşatarak, ka¬falarını çalıştırarak ordunun ve fabrikaların bir çok ih¬tiyacını karşıladıklarını gayet iyi bir şekilde gördünüz. Bu savaş ve ekonomik ambargo ve yabancı uzmanların ülkeden kapı dışarı edilmesi, aslında ilahi bir lütuf ve armağan idi ama biz farkında değildik. Şimdi hükü¬met ve ordu emperyalistlerin, dünyayı sömüren güçle¬rin mallarına ambargo uygularsa ve yeni buluşlar için çabalarını ciddi bir şekilde artırırlarsa, ülkenin kendi kendine yeterlilik derecesine ulaşacağı (bağımsız bir ekonomiye sahip olacağını ve düşmanın kapısında di¬lenmekten kurtulacağı ümid edilebilir.
Burada hemen şunu da ilave etmeliyim ki yabancı ülkelerin gelişmiş teknolojisine muhtaç olduğumuz bunca geri bırakılmışlığımızdan sonra artık inkar edi¬lemez bir gerçektir, fakat bunun manası, ilerlemiş bi¬limlerde iki kutuptan birine bağımlı olmamız gerektiği demek değildir. Hükümet ve ordu İslam’a bağlı üniver¬siteleri gelişmiş teknolojiye sahip ve sömürgeci olma¬yan ülkelere göndermeye çalışmalıdırlar. Amerika, Sovyet Rusya ve bu iki kutbun yörüngesinde olan ül¬kelere öğrenci göndermekten kaçınmaları gerekir. Bir gün gelir de inşaallah bu iki güç kendi hatalarının farkına varır insanlık ve insan severlik çizgisine gelir, başkalarının haklarına saygı gösterir ya da inşallah dünya müstazafları, uyanık milletler ve dinlerine bağlı müslümanlar onlara hadlerini bildirir onları yerlerine geri oturturlar. Öyle bir günün gelmesi ümidiyle…

KİTLE HABERLEŞME ARAÇLARI VE BASI¬NIN ÖNEMİ
Radyo-televizyon, matbuat, sinemalar ve tiyatrolar, milletleri, özellikle genç nesli uyuşturmakta, mahvet¬mekte kullanılan en etkin araçlardandır.Şu son yüzyıl¬da ve özellikle de ikinci yarısında bu araçlardan gerek İslam’ın ve halkla hizmet aşkıyla tutuşan alimlerin aleyhinde, gerekse Batılı ve Doğu’lu emperyalistler lehine propagandalar için ne büyük komplolar hazırlan¬dı ve hazırlanmakta. Bu vasıtalardan özellikle her çe¬şit lüks ve konfor eşyalarına pazar oluşturmada bina¬ların yapımı ve konforundan içecek ve giyecek şeylerin çeşit ve biçimlerine kadar her şeyde taklid olunmasında yararlanılmaktaydı. Öyleki hayatın bütün sahalarında, davranışlardan konuşma tarzına, giyim biçimine kadar her konuda batılılaşmak, özellikle, sosyalet müreffeh ve yan müreffeh hanımlar arasında iftihar vesilesiydi.
Bu muaşeret, konuşma tarzı ve yazılarda halkın çoğunluğunun anlayamayacağı ve kendi çevresindekile¬rin, sınıftakilerin bile anlamakta zorluk çekeceği bir şekilde yabancı kelimeler kullanmakta ileri gidiliyor¬du. Telelvizyon filmleri, Batı ve Doğu ürünleri idi ve kadınerkek genç nesli hayat, iş, sanayi, üretim ve il¬min tabii doğrultusundan, çizgisinden saptırıyor, kendinden kendi şahsiyetinden habersiz duruma getiriyor ya da kendisinin ve ülkesinin her şeyine hatta kültür ve adabına, bir çoğu hain menfaatçıların eliyle Batı ve doğu’nun kütüphane ve müzelerine götürülmüş olanoldukça kıymetli eserlerine karamsarlığa, kötümserli¬ğe sürüklüyordu. Dergiler üzücü, utanç verici ve mübtezel yazı ve fotoğraflarla, gazeteler, İslam ve kültür karşıtı makaleleriyle yarışırcasına ve gururla halkı, özellikle de etkin genç nesli Doğu veya Batı’ya doğru yönlendiriyorlardı. Dahası fesad, içki, kumar ve piyan¬go merkezlerini, alkollü meşrubat, oyuncak ve lüks süs eşyaları, özellikle de bunların Batıdan ithal edilenlerini satan dükkanları yaygınlaştırma yönünde geniş bir propaganda yapılmaktaydı.
Petrol, gaz ve diğer zenginlik kaynaklarımızın ihra¬catı karşısında, oyuncak, lüks süs eşyaları ve benim gibilerinin bilemedikleri yüzlerce diğer şeyler ithal edili¬yordu. Allah etmesin eğer ocaklar söndüren kukla pehlevi rejimi devam etmiş olsaydı kısa bir müddet sonra milletin ümidi, İslam ve vatanın evlatları olan şu yiğit gençlerimiz, türlü türlü şeytani hile ve oyunlarla re¬jim, kitle haberleşme araçları ve Doğu ve Batı hayranı entellektüellerin eliyle İslam ve milletten koparılacaktı. Ya gençliklerini fesad merkezlerinde zayi edecek yahud da dünyayı sömüren güçlere hizmete alınarak memleketi mahvedeceklerdi. Allahu Teala lütfedip bi¬zi ve onları müfsidler ve yağmacıların şerrinden kur¬tardı. Şimdiki ve gelecekteki İslami Şura Meclisi’ne, cumhurbaşkanlarına, Anayasa’yı Koruma Şurası’na, Yargı Şurası’na ve Devlet’e, kitle haberleşme araçlarının, matbuat ve dergilerin İslamdan sapmalarına, ül¬kenin mashatlarına aykırı olarak hareket etmelerine müsade etmemelerini tavsiye ediyorum.
Hepimiz bilmeliyiz ki genç kız ve erkeklerin zayi olmasına sebep olan Batı tipi özgürlükler İslam ve akıl açısından mahkumdur, İslam’a genel iffete ve ülkenin maslahatlarına aykırı tebliğde bulunmak, yazılar ko¬nuşmalar yapmak, kitaplar ve dergiler yayınlamak ha¬ramdır, bunları önlemek ise bütün müslümanlara farz¬dır. İnsan ruhunu olumsuz yönde etkileyen özgürlüklerin önüne geçilmelidir. Milletin izlediği istikamete, İs¬lam ülkesinin izlediği istikamete aykırı düşen ve İslam Cumhuriyetini haysiyetiyle bağdaşmayan şeyler kesin bir şekilde önlenilmezse bundan herkes sorumludur. Halk ve hizbullahi gençler bu gibi şeylerden herhangi birine rastladıkları zaman hemen ilgili yetkililere başvursunlar. Şayet onlar gevşeklik ederlerse bu defa kendileri önlemekte görevlidirler. Allah hepinizin yardımcısı olsun…

İSLAM VE İNKILAB MUHALİFİ GRUPLARA NASİHAT
Millet, İslam Cumhuriyeti ve islam aleyhinde faali¬yet gösteren şahıslar gruplar ve kliklere önce iç ve dıştaki liderlerine nasihat ve vasiyetim şudur: Yıllardır hangi yola başvurdunuz, hangi komployu hazırladınız hangi ülke ve makamdan yardım aldınızsa yine de bir netice vermedi. Bu uzun tecrübelerden fedakar bir mil¬letin, küçük çocuklarından, ihtiyar, kadın ve erkeklerine kadar tüm fertlerinin gayesi din, İslam Cumhuriye¬ti ve kur’an uğruna canlarını feda etmeye hazır olduğu İran mileti gibi bir milletin yolunu, terör, bomba, gelişi güzel yalanlarla değiştermenin, hiç bir hükümeti bu gayri insani ve mantık dışı yöntemlerle yıkmanın mümkün” olmadığını artık öğrenmiş olmanız lazımdır.
Milletin sizinle olmadığını, ordusunun size düşman olduğunu çok iyi biliyorsunuz. Eğer bilmiyorsanız o za¬man gerçekten de çok saf ve akılsız kimselermişsiniz. Milletin sizinle olduğunu, sizi sevdiklerini farzetsek bile, sizin acemice hareketleriniz, sizin tahriklerinizle yapılan cinayetler onları sizden ayırmış bulunmaktadır. Aslında siz kendinize düşman oluşturmaktan baş¬ka bir şey yapamadınız. Ben ömrümün şu son günlerinde, iki bin beşyüz yıllık şahlık zulmü akabinde en iyi yavru ve gençlerini feda ederek Pehlevi rejimi ve Doğu’lu ve Batı’lı evrensel sömürgeciler gibi cinayetkarların zulmünden kurtulan bu çilekeş ve tağutun zulmüne uğramış milletle savaşa kalkışan sizlere, sa-mimiyetle bu faydasız ve cehalet dolu işlerinizden el çekmenizi, evrensel sömürgecilirin verdikleri vadelere aldanmamanızı tavsiye ediyorum. Her ne kadar habis olsa da bir makama ulaşmak ihtimaliyle kendi vatanı ve milletine karşı böyle davranmayı onların küçük ve büyüğüne rahmetmemeyi bir insanın vicdanı nasıl ka¬bul edebilir, akıl erdiremiyorum.
Her nerede olursanız olun cinayet işlememiş iseniz vatanınıza ve İslam’ın kucağına dönün ve tövbe edin. Allah rahmedenlerin en merhametlisidir. İslam Cum¬huriyeti ve millet de inşaallah sizi affeder. Eğer cina¬yet işlemişseniz o zaman da Allah’ın izni hakkınızdaki hükmü malumdur. Yine de yolun yarısından dönün ve tövbe edin. Cesaretiniz varsa cinayetinizin cezasına katlanarak ahiretin çetin azabından kendinizi kurtann. Eğer böyle bir cesarete sahip değilseniz, o zaman da bu gibi boş şeylerle ömrünüzü zayi etmeyin ve bu-lunduğunuz yerde başka işlerle uğraşın ki salahanız bundadır.
Onların iç ve dıştaki taraftarlarına da gençliklerini onlar için zayi etmemelerini tavsiye ediyorum. Hangi gayeyle, evrensel sömürgecilere hizmet edenler; onla¬rın çizgisinde yürüyenler ve farkında olmayarak da ol¬sa düşmanların ağına düşenler için gençliğinizi yok et¬mektesiniz? Ve kimin uğruna kendi halkınıza böyle ce¬fada bulunuyorsunuz? Siz, onlar tarafından aldatılmış kimselersiniz. Eğer İran’da iseniz, milyonluk kitlelerin İslam Cumhuriyetine vefakar olduğunu, onun uğruna fedakarlık ettiğini müşahede etmektesiniz.
Mevcut hükümet ve rejimin de tam bir samimiyetle millete ve yoksullara hizmet ettiğini, yalan yere halk¬çılık. mücahitçilik ve halk fedailiği iddiasında bulu¬nanların Allah kullarına karşı nasıl da kin kustuklarını açıkça görmektesiniz. onlar siz saf kız ve erkekleri kendi hedefleri veya dünyayı sömüren iki kutuptan bi¬rinin hedefleri yolunda hizmete almış, kendileri ise ya dışarıda iki cinayetkar kutuptan birinin kucağında zevku sefalarıyla meşguldurlar veya ülke içinde bedbaht cinayetkarların evlerine benzer görkemli örgüt evlerinde eşraflık hayatlarını südrürmekte, siz gençleri ise ölü¬mün kucağına itmektedirler. Yurt içinde ve yurt dışın¬daki siz gençlere de şefkatle nasihatta bulunuyorum ki, yanlış yolunuzdan geri dönün, canı yürekten İslam Cumhuriyetine hizmet eden mahrumlarla birleşin, ül¬ke ve milletinizin, düşmanların şerrinden kurtulması ve hep birlikte şerefli bir hayat sürdürebilmeniz için bağımsız ve Özgür bir İran için çalışın.
Daha ne zamana kadar ve niçin kendi şahsi çıkarlarından başka birşey düşünmeyen, süper güçlerin himayesine sığınarak kendi milletine karşı savaş açan ve sizi kendi kudret düşkünlükleri ve uğursuz maksatlarına feda etmek isteyen kimselerin emrinde olacaksı¬nız? Siz inkılabın başarıya ulaştığı bu yıllarda onların iddiaları ile fiillerinin sadece siz saf gençleri kandır¬mak için olduğunu gördünüz, sel gibi coşan bir milletin karşısında hiç bir gücünüzün olmadığını, yaptığınız iş¬lerin kendi zararınıza olup, ömrünüzü zayi etmekten başka bir neticesi olmadığını da biliyorsunuz. Ben, hi¬dayet etmekten ibaret olan vazifemi yerine getirdim. Umarım ki en ufak bir iktidar hırsı olmaksızın kaleme alınan bu nasihatımı ölümümden sonra size ulaştığında dinler ve kendinizi Allah’ın acıklı azabında kur¬tarırsınız. Lütuf sahibi Allah, sizi hidayet etsin ve doğ¬ru yolu, sırat-ı müstakimi size göstersin.
Komünistler ve Halk Fedai Gerilalları gibi solculara ve sol eğilimli diğer gruplara vasiyetim de şudur. Siz¬ler, ideolojiler ve özellikle de İslam hakkında sahih bir bilgiye sahip olan kimselerin yanında ideolojiler ve is¬lam hakkında doğru dürüst bir araştırma yapmadan nail olur da bu gün dünyada yenilgiye uğramış ve ter¬kedilmiş bir ideolojiye bağlanabiliyor, teslim olabiliyorsunuz? Neden kendinizi, araştırma ehlinin yanında muhtevası kof olan bir kaç ‘izm’ ile avutup duruyorsu¬nuz? size ne olmuş ki kendi ülkenizi Rusya veya Çin’in kucağına düşürmek istiyor, kitleleri sevme adına milletinize karşı savaş açıyor, yabancılar yararına ülkeniz ve mazlum yığınlar aleyhinde komplolar kuruyorsu-nuz?
Görüyorsunuz ki ilk ortaya çıkışından bu güne ka¬dar kominizmin taraftarları, dünyanın en diktatör, en kudret düşkünü ve en tekelci hükümetlerini kurmuş¬tur. Kitlelerin taraftarlığı iddiasında olan Rusya “ın çizmesi altında nice milletler ezilmiş ve varlıkları yok edilmiştir. Rusya’nın müslim ve gayri müslim tüm halkı komünist partisinin baskı ve diktatörlüğü altın¬da çırpınmakta, her türlü özgürlükten mahrum ve dünyadaki bütün diktatörlüklerden daha boğucu bir atmosferde yaşamaktadırlar. Komünist Partisinin söz¬de parlak simalarından biri olan Stalin’in (İran’a) giriş ve çakışını, teşrifatını ve eşraflığını da gördük. Rusya ve onun piyonluğunu yapan Afganistan gibi ülkelerin mazlum halkları şu anda siz aldatılmışların uğrunda can verdiğiniz rejimin zulümleri altında inlemekte ve can vermektedirler. Halkın taraftarı olduğunu iddia eden sizler de her nerede eliniz bu mahrum halka yetişse, her türlü cinayeti yapmaktan geri kalmadınız. Cida taraftarlarınız olarak tanıttığınız ve bir çoğunu da aldatıp halk ve devletle savaşmaya sürükleyerek ölü¬mün kucağına attığınız Amül’ün şerefli ahalisine karşı cinayetler işlemediniz mi ki? Siz mahrum halkın taraf¬tarları) İran’ın mazlum ve mahrum halkını Rusya diktatörlüğünün eline teslim etmek istemekte, bu hiyaneti de halkın fedaisi ve mahrumların taraftarı adı altında yapmaktasınız.
Ne var ki Tudeh partisi ve yoldaşları İslam Cumhuriyeti’nin taraftarlığı maskesi altında kurdukları komplolarla, diğer gruplar ile silah, terör ve bomba sabotajlarıyla bu emellerini gerçekleştirmek istemekte¬dirler.
Ben ister bazı delillerin gösterdiği üzere aslında Amerikancı komünistler olan meşhur solcular olsun, isterse de batıdan beslenen ve oradan ilham alan kimselere ya da kürt ve beluç halkını savunmak ve özerk¬lik adına silahlanıp Kürdistan ve diğer bölgelerin mah¬rum halkını varlıklarından etmiş ve İslam Cumhuriyeti’nin o illerde kültürel, sağlık, iktisadi ve yapımonarımla ilgili hizmetlerine mani olmuş olan Hizbi demokrat ve Komala gibi grup ve hiziplerin tümüne, kendilerine gelip de halka katılmalarını tavsiye ediyorum. Şimdiye kadar bu yaptıklarıyla söz konusu mıntıkala¬rın ahalisinin durumunu daha da kötüleştirmekten başka birşey yapmadıklarını tecrübe bile etmişlerdir. Zaten yapamazlarda… Öyleyse kendilerinin,milletlerinin ve bölgelerinin maslahatları icabı gelip de devlet ile teşriki mesaide bulunmalı ve isyankarlık, yabancılara hizmet ve kendi vatanlarına hiyanetten kaçınmalı, kendi ülkelerinin yapım ve onarımı için çalışmalıdırlar. Şundan da emin olmalıdırlar ki, İslam kendileri için hem cinayetkar bazı ve hem de diktatör Doğu kutbundan daha iyi ve hayırlıdır.
İslam halkın insani isteklerini en iyi ve doğru bir şekilde temin etmektedir. Yanlışlıkla Batı’ya ve kimi zamanda Doğu’ya meyleden, ara sıra da artık hiyanetleri su yüzüne çıkmış olan münafıkların taraftarlığını yapan ve bazen de İslam düşmanlarına karşı olan kimselere hata ve yanlışlıkları sebebiyle lanet eden ve onlara kötü laflar söyleyen müslüman gruplara vasiyet ediyorum ki, kendi yanlışlık ve hatalarında ısrar etmesinler. İslami bir cesaretle kendi hatalarını itiraf edip Allah rızası için hükümet, meclis ve mazlum millete bir ses olup aynı istikamette hareket ederek tarihin mustazaflarını müstekbirlerin şerrinden kurtarmaya çalışsınlar.
Sorumluluğunun bilincinde güzel tabiatlı ve temiz düşünceli bir alim olan merhum Müderrisin o günlerin düzensizliğe uğramış ve yese kapılmış meclisinde söy¬lediği o tarihi sözü hatırlayınız:
“Madem ki şu anda yok olmamız gerekiyor öyleyse niçin kendimizi kendi elimizle yok edelim?” Ben de bu¬gün o Allah yolu şehidinin hatırasına siz mümin kardeşlerime arzedeyim ki, eğer bizler Amerika ve Rusya cenayetkarlarının eliyle tarih sayfalarından silinir de kırmızı kanımızla yüzü ak olarak Allah ile mülakat edecek olursak, bu, Doğu’nun kızıl ve Batı’nın siyah ordusunun bayrağı altında müreffeh ve rahat bir hayat yaşamamızdan daha çok iyidir, büyük enbiyaların, müslümanların imamlarının ve dini mübin’in büyüklerinin yolu da daima bu olagelmiştir. Bizler de bu yola koyulmalı ve bir millet bağımlılıktan azade olarak ya-şamak istediğinde bunu yapabileceğine itimadımız olmalıdır. Dünyanın süper güçleri dahi bir millete, idealininin hilafi olan şeyleri yükleyemezler. Afganistan’dan ibret alınmalıdır. Gasıp Afganistan hükümeti ve solcu partileri Rusya’yla elele vermelerine rağmen şimdiye kadar halk kitlelerini bir türlü sindirememişlerdir.
Buna ilaveten dünyanın mahrum halkları da artık uyanmış ve çok geçmeden de bu uyanmalar kıyam, ha¬reket ve inkılaba dönüşecek ve kendilerinin müstekbir zalimlerin sultası altında kurtulmasına sebep olacak¬tır. İslami değerlere bağlı siz müslümanlar da şu anda Batı ve Doğu’dan ayrı kalmanın bereket ve nimetlerinin artık bir bir ortay a çıktığına şahid olmaktasınız. Yerli mütefekkir beyinler çalışmaya başlamış, ülke kendine yeterliliğe doğru ilerlemektedir.
Batılı veya Doğulu hain uzmanların milletimize “siz yapamazsınız” dedikleri birçok şeyleri artık bu millet kendi düşüncesi ve eliyle yapmakta ve şimdilik yapa¬madıklarını da inşaallahu teala uzun vadede yapacak¬lardır. Ne yazık ki bu inkılab oldukça geç gerçekleşti. En azından bu inkılab Muhammed Rıza’nın zalimane saltanatının evvelinde tahakkuk etmeliydi. Eğer o za¬manlar vücuda gelmiş olsaydı şu andaki İran bambaş¬ka bir İran olacaktı. Benim, yazarlara, konuşmacılara, aydınlara, herşeyi tenkit edenlere ve kin sahibi kimselere vasiyetim şudur ki: vakitlerini İslam Cumhuriyetine karşı muhalefette bulunmakta harcayacaklarına, var olan bütün güçlerini devlet, meclis ve bu millete hizmette bulunan sair organlara karşı kullanacaklarına ve gıybetini etmekle tüketeceklerine bu ameleriyle de ülkeyi süper güçlerin tarafına sevkedeceklerine, kendi Allah’ınızla tek bir gece olsa dahi halvetediniz. Eğer Allah’a inanmıyorsanız, o zaman da vicdanlarınizla halvet ediniz. Bir çok zamanlar insanın bizzat kendisinin dahi habersiz olduğu o batıni saiklerinizi araştırın; cephe veya şehirlerde paramparça olmuş gençlerin akan kanlarını hangi ölçü ve insafla görmez¬likten geliyorsunuz? dahili ve harici zalim ve yağmacı¬ların yükü altından kurtulmak isteyen, kendi ve evlatlarının canı pahasına istiklal ve özgürlüğünü ele geçir¬miş ve fedakarlıklarla da bunu hıfzetmeye çalışan bir millet için niçin psikolojik savaşa kalkışıyor, bölücülük yaparak ve hainane komplolar düzenleyerek zalim ve müstekbirlere geçit vermeye çalışıyorsunuz? Acaba fi¬kir, kalim ve beyanlarınızla hükümet, meclis ve milete vatanı korumak yolunda kılavuzluk etseniz daha iyi olmaz mı?
Acaba bu mazlum ve mahrum millete yardım etme¬niz ve İslam devletine kendi katkılarınızla istikrar bağışlamanız daha uygun değil midir? Acaba bu meclis, cumhurbaşkanı, hükümet ve yargı organlarını eski re¬jimde olanlardan daha mı kötü kabul ediyorsunuz? Yoksa lanetli eski rejimin bu mazlum ve sığınaksız halka ne zulümler ettiğini unuttunuz mu? Yoksa bu İslam ülkesinin o zamanlar Amerika için askeri bir üss olduğunu ve ona karşı bir sömürge muamelesinin ya¬pıldığını meclis, hükümet ve ordunun onların kontrolü altında olduğunu, onların müsteşar, uzman ve mütehassıslarının bu millete ve zenginliklerine neler ettik-lerini bilmiyor musunuz? Yoksa tüm ülkede fesadı yay-gınlaştırma yolundaki faaliyetleri, fuhuş merkezlerini, kumarhaneleri, meyhaneleri içki bayiliklerini, sinema¬ları ve genç kuşağı zayi etmede kullanılan diğer mer¬kezleri unuttunuz mu? Fesat ve fuhuş dolu kitle ileti¬şim organları, dergileri, o rejimin gazetelerini acaba unuttunuz mu? Bugün artık o fesat pazarlarından hiç¬bir eser kalmamıştır. Ama birkaç mahkemede genellikle sapık gruplardan sızmış olan bazı kişilerin veya birkaç gencin İslam ve islam Cumhuriyeti’nin adını kötülemek maksadıyla birtakım kötü eşlere baş vur¬maları veya yeryüzünde bozgunculuk çıkararak, İslam ve İslam Cumhuriyeti aleyhine ayaklanan bazı kimse¬lerin idam edilmesi karşısında hemen feryad ediyor ve açıkça İslam’ı reddeden ve onun aleyhinde silahla, ka¬lemle veya silahtan da zararlı olan dilleriyle kıyam et¬miş olan kimselerle antlaşma yapıyor ve onlara kar¬deşlik elini uzatıyorsunuz!
Nasıl oluyor da Allah’ın, kanlarını helal etmiş oldu¬ğu kimselere gözümüzün nuru diyor, 14 İsfend (5 Mart) Faciasını  yaratan ve günahsız gençleri döverek ve söverek ezen aktörlerin yanına oturuyor, sahne¬nin seyircisi olmakla yetiniyor ve bu hareketinizi İslami ve ahlaki bir amel olarak kabul
ediyorsunuz; fakat devletin ve yargı organlarını, İslam’ın katı düşmanla¬rını, sapıkları ve mülhidleri cezalandırması karşısında hemen feryad ediyor ve mazlumiyet sesinizi yükselti¬yorsunuz. Ben geçmişinizden bir miktar haberdar ol-duğum ve bazılarınıza da alaka duyduğum için siz kar¬deşler hakkında oldukça üzülmekteyim. Yoksa hayır¬severlik kılığında olan esrar, çoban kılığında olan kurtlar herkesi kandırıp onlarla alay eden, millet ve ülkeyi yokluğa sürüklemek ve iki yağmacı kutuptan birine hizmet etmek niyetinde, kendi kirli elleriyle gençlerimizi, kıymetli şahsiyetleri ve toplumu terbiye etmeye çalışan alimleri şehid eden, mazlum müslüman çocuklara merhamet etmeyen, kendilerini toplumda rüsvay eden, Kahhar Allah’ın huzurunda hüsrana uğ¬ramış olan ve nefsi emmare şeytanının üzerlerinde hükümet kurmuş olması sebebiyle de artık dönüş yol¬ları dahi olmayan kimseler için hiç mi hiç üzülmüyo¬rum. Fakat biz mümin kardeşler, mahrumlara mazlumlara ve hayatın bütün nimetlerinden mahrum ya¬lın ayak kardeşlerimize hizmet etmek isteyen bu hü¬kümet ve meclise niçin yardımda bulunmuyor ve sade¬ce şikayetleriniz gündeme getiriyorsunuz? Her inkıla¬bın kaçınılmaz bir gereği olan bunca müşkül ve zorluklara, onca hasarat ve zararları olan bu zoraki savaşa, milyonlarca yerli ve yabancı muhacirler oyununa ve hadsiz bozguncu girişimlere rağmen şu kısa müddet zarfında doğrusu bu hükümetin ve İslam Cumhuriyeti kuruluşlarının yaptığı hizmetleri eski rejimin imkan ve bayındırlık işleriyle mukayese ettiniz mi?
Eski rejimin imar ve bayındırlık işlerinin hemen he¬men hepsinin sadece şehirlere, o da müraffah ve zen¬gin mahallelere mahsus olduğunu, mahrum ve fakir kesimlerin ise bu imkanlardan ya hiç faydalanamadıklarını veya oldukça az faydalandıklarını bilmiyor mu¬sunuz? Şimdiki hükümet ve İslami kuruluştan ise bu mahrum kesime hizmet edebilmek için canı yürekten çalışıyorlar. Siz müminler işlerin daha çabuk yapılması ve ister istemez toplanacağınız o ilahi dergaha, O’nun kullarına hizmet madalyası takmış olarak gidebilmeniz için bu hükümete yardımcı olunuz.

İSLAM KOMÜNİZME KARŞI OLDUĞU GİBİ KAPİTALİZME DE KARŞIDIR
Tavsiye olunması ve hatırlatılması gereken meselelerden biri de şudur ki: İslam zulüm ve baskı altındaki halk kitlelerinin mahrumiyet sebebi olan zalimane ve sınırsız sermayedarlıkla uyuşmamaktadır, aksine onu sosyal adalete muhalif bir sistem bilerek ciddi bir şe¬kilde kitap ve sünnette kınamıştır. Ne var ki İslami hükümet sisteminden ve İslam’da var olan siyasi me¬selelerden habersiz bazı sapık fikirli kimseler, kendi yazı ve konuşmalarında İslam’ın aşırı bir derecede kapi¬talizm ve mülkiyet anlayışı savunduğunu ileri sürmüş ve hala da bu tutumlarını sürdürmektedirler.
Bunların bu yanlış anlayıştan İslam’ın nurlu simasının örtülü kalmasına sebep olmuş ve İslam’ın üzerine yürümeleri ve onu Amerika ve ingiliz ve diğer yağmacı batılı kapitalist rejimler gibi bir rejim olduğunu söyle¬meleri için kasıtlı kimselere ve İslam düşmanlarına fırsat vermiştir. Bu cahillerin söz ve ameline bakarak maksatlı veya cahil kimseler, gerçek islam bilimcilere sormaksızın ve İslami onlardan öğrenmeksizin İslam ile savaşa kalkıştılar. Keza İslam, ferdi mülkiyete mu¬halif olan ve hayatta komün (herşeye ortak olma) sa¬vunan komünizm, Marksizm ve Leninizm rejimi gibi de değildir. Zira eskiden şimdiye kadar var olan bir çok farklılıklarıyla komünal bir yapıyı hatta kadında or¬taklık ve eşcinselliği bile savunan ve tam bir diktatör¬lük ve ezici bir istibdadı savunan bir sistemdir komünizm. Bilakis İslam mutedil bir sistem olup mülkiyet yolları ve tüketimde mahdud bir mülkiyeti kabul etmiş ve ona saygılı olmuştur. Gerçekten de eğer İslam’ın söylemiş olduğu şekilde amel edilirse o zaman ülkenin iksitasi çarkları salim bir şekilde çalışmaya başlar ve sağlam bir rejimin gereği olan sosyal adalet de tahak¬kuk etmiş olur.
Ne var ki yine bazı kişiler İslam’ı yanlış anlamaları 385
islam ve onun salim iktisadından haberdar olmamala¬rı sebebiyle birinci gurubun tam karşı noktasında yer alıp bazen de kimi ayetleri ve Nehcül Belağa’daki bazı cümleleri delil göstererek İslamı marksizm ve benzeri sapık ekollere muvafık bir din olarak tanıtmışlardır. Diğer ayetler ve Nehcül Belağa’nın diğer cümlelerine dikkat etmeksizin kendi başlarına buyruk ve noksan akıllarıyla ayağa kalkmış, komünal sistemleri savun¬makta küfür, diktatörlük ve insani değerleri görmez¬likten gelen boğucu bir atmosferde insan kitlelerine tıpkı bir hayvan muamelesi yapan azınlık hükümetini himaye etmektedirler.
Meclise, Anayasayı Koruma Şurasına, hükümete, cumhurbaşkanına, Yüksek Yargı Şurası yetkililerine vasiyyetim ise Allah’ın ahkamı karşısında mütevazi ol¬maları, zalim ve yağmacı kapitalist kutup ile mülhid sosyalist ve komünist kutubun muhtevasız prapogandalarının etkisi altında kalmamaları ve İslami çerçeve¬de yer alan mahdud bir mülkiyete saygı göstermeleri¬dir. Millete de güvence veririz ki onlar da kendi serma¬yelerini işletsin ve yapıcı faaliyetleri başlatsınlar. Hükümet ve ülkeyi kendine yeterliliğe, ağır ve hafif sanayiye kavuştursunlar. Meşru sermaye sahipleri ve zenginlere de kendi adil servetlerini çalıştırmalarını, köylerde, tarla ve fabrika alanlarında büyük bir ibadet sayılan yapıcı faaliyetlerde bulunmalarını tavsiye edi¬yorum. Hepinize mahrum kesimlerin refah ve mutlu¬luğu için çalışmanızı vasiyet ediyorum. Sizin dünya ve ahiret hayrınız, şahlık ve hanlık tarihi boyunca zahmet ve zorluk içinde yaşayan, toplumun mahrum kesimlerine yardım elinizi uzatmanızdadır. Zengin sınıfın gö¬nüllü olarak ve gecekondu veya hasırdan evlerde oturanlara ev temin ederek onların refahlarını sağlamaları ne kadar da iyi olurdu! Emin olsunlar ki, kendi dün¬ya ve ahiret hayırları da bundadır. Toplumda birinin hiç evi yokken bir diğerinin apartman dairelerinin olması hiç de insafa yakışır bir şey değildir.

İSLAM CUMHURÎYETİNE MUHALİF OLAN ALİM KILIKLI KİMSELERE VASİYET
Muhtelif sebeplerle İslam Cumhuriyetine ve devlet kuruluşlarına muhalefet eden, kendi vakitlerini bu ni¬zamın yok edilmesi için harcayan muhalif komplocu ve siyaset aktörlerine yardımda bulunan ve nakledildiği şekliyle bazen de Allah’tan habersiz bir takım zengin¬lerden bu maksatları sebebiyle aldıkları büyük bir miktar para karşılığında onlara önemli yardımlarda bulunan alim ve alim kılıklı kimselere vasiyet ediyo¬rum ki işlediğiniz bu haltlardan ve yaptığınız bu işler¬den şimdiye kadar hiç bir fayda görmediğiniz gibi bun-dan sonra da görmeyeceksiniz. Eğer bu işlere sırf dün¬ya için yeltenmişseniz biliniz ki Allah, sizi bu iğrenç hedefinizde muvaffak etmeyecektir. Tövbe kapısı açıkken Allah’tan özür dileyiniz, yoksul ve mazlum milletler bir ses olunuz halkın fedakarlıkları sonucu meydana gelen İslam Cumhuriyetini destekleyiniz ve biliniz ki, sizin dünya ve ahiret hayrınız bundadır.
Gerçi sizlerin tövbe etmeye muvaffak olacağınızı da sanmıyorum. Muhtelif şahıs ve gruplardan bilerek ve¬ya yanlışlıkla sadır olan ve İslam’a aykırı olan bir ta¬kım hata ve yanlışlıklar sebebiyle bizzat İslam Cum¬huriyetine ve hükümete şidetli bir şekilde muhalefet eden, kendi nazarlarında Allah rızası için bu nizamı yıkmaya çalışan ve bu Cumhuriyetin saltanat rejiminden de kötü olduğunu veya en azından onun gibi bir rejim olduğunu iddia eden kimselere de sadık bir niyetle halvetlerde oturup düşünmelerini tavsiye ediyo¬rum. İnsaflı bir şekilde bu nizamın eski rejim ile şöyle bir mukayesesini yapsınlar. Aynı zamanda dünyada vuku bulmuş devrimlerde Hercümercin, kargaşalığın, yanlılık ve firsat kollayıcılığın kaçınılmaz bir şey olduğunu da daima göz önünde bulundursunlar. Sizler is-lam Cumhuriyetinin komplolar, gerçek dışı propagan¬dalar, içten ve dıştan yapılan silahlı saldırılar, İslam muhalifi ve fasit grupların, milleti İslam ve İslam devletinden ayırmak ve düşman kılmak maksadıyla bütün hükümet organlarına sızmaları, iş başında olanların çoğunun da yeni olması, gayri meşru haklarından ta¬mamıyla veya az da olsa mahrum kalmış kimseler hakkında yaydıkları sahih olmayan şayiaları, İslam kadınlarının gözle görülür bir şekilde azlığı, belleri büken iktisadi sorunlar, milyonlarca mesullerin arındırılmasında ve tehzip edilmesinde ortaya çıkan problem¬ler, salih uzman ve mütehassıs kimselerin eksikliği ve insanın işin içine girmeyinceye kadar da haberdar ola-mayacağı kabilden onlarca sorunlarını da gözönünde bulundurun. Öbür yandan da faizcilik, menfaatçilik, pahalıcılık, dövizin kanun dışı yollarla yurtdışına çıkarılması, kaçakçılık ve stokçuluk ile toplumun fakir ve mahrum kesimini helaket derecesine varan büyük bir fakru zaruret içine sokan ve toplumu fesada doğru çekmeye çalışan kasıtlı, saltanat yanlısı büyük sermaye¬darlar sizlerin yanına gelmekte ve bir takım sözde şi¬kayet edici sinsi girişimlerde bulunmaktadırlar.
Bazen de sizleri inandırmak ve kendilerini gerçek müslüman gösterebilmek için sizlere bir miktar humus da vermekte ve timsah gözyaşları dökerek sizleri nizama karşı sinirlendirmekte ve muhalefet etmeye zorlamaktalar. Halbuki bunların birçoğu gayri meşru istifadeleriyle halkın kanını emmekte ve ülkenin iktisadını çıkmaza sokmaktadırlar. Ben bu muhterem beylere kardeşçe ve tevazu içinde nasihat ediyorum ki böylesi şayia çıkarların tesiri altında kalmasınlar. Allah için ve İslam Cumhuriyetinin korunması uğrunda bu Cumhiriyeti takviye etsinler. Şunu da bilmelidirler ki, eğerbu İslam Cumhuriyeti yıkılacak olursa Bakiyetullah (Hz. Mehdi’nin Ruhum ona feda olsun istediği İslami bir rejim veya siz beylere itaat edecek bir hükümet de başa geçmeyecektir. Aksine iki güç kutubundan birinin arzuladığı bir rejim kurulacak, o zaman da İslam ve İslam devletine yönelmiş ve gönül vermiş dünya mahrumlarının ümitleri suya düşecek, İslam’da artık ebedi olarak münzevi kalacak ve sizler de bütün bu yaptıklarınızdan pişman olacaksınız. Ama iş işten geçtiğinde bu pişmanlığın da artık hiç bir faydası olmayacaktır. Eğer siz beyler, ülkedeki tüm işlerin bir gecede İslam ve Allah’ın hükümleri doğrultusunda düzeltilmesini bekliyorsanız bu büyük bir yanlışlıktır. Bütün insanlık tarihi boyunca da böyle bir mucize vaki olmamış, bun¬dan böyle de vaki olacak değildir. “Bütün dünyayı ıs¬lah edecek olan” Hz. mehdi asnin inşaallahu Teala zuhur edeceği gün de biz mucize olacağını ve bütün alemin bir günde ıslah olacağını sanmayınız. Aksine büyük fedakarlıklar ve çabalar sonucu zalimler sindirilecek ve yalnızlığa itileceklerdir. Eğer sizler de halk¬tan bazı sapık kimseler gibi o hazretin zuhuru için bir ön hazırlığın görülmesi maksadıyla tüm aleme zulüm ve küfürle doldurmaya çalışmak gerektiğine inanıyorsanız, o zaman da “inna lillah ve inna ileyhi raciun” demek gerekir.

DÜNYA MÜSLÜMAN VE MUSTAZAFLARI KENDİ HAKLARINI ALABİLMEK İÇİN KIYAM ETMELİDİRLER
Bütün dünya müslüman ve mustazaflarına vasiyet ediyorum ki kendi yerlerine oturup ülkelerindeki ha¬kim ve idarecilerden veya dış güçlerden kendileri için istiklal ve hürriyet hediye getireceklerini beklemesinler. Dünyayı sömürüp büyük süper güçlerin tüm İslam ülkeleri ile diğer küçük devletleri kendi hakimiyeti altına aldıkları şu son yüzyılda bu ülkelere hakim olan devletlerden hiç birinin kendi milletlerinin refah, istik¬lal ve özgürlüğü için çalışmadığını ya bizzat müşahede etmiş ya da sahih tarihi kaynaklardan öğrenmiş bu¬lunmaktayız. Onların büyük bir çoğunluğu ya bizzat kendileri kendi milletlerine zulüm dolu ve boğucu bir istibdad dönemi yaşatmış, yaptıkları herşeyi de sadece ya kendi şahsi ve cemaatlerinin menfaatleri ya da mü-reffeh ve üst tabakadan kimselerin refahı için yapmış¬lardır. Çerçöp ve hasırlardan evlerde yaşayan mazlum halk tabakası ise hayatın tüm nimetlerinden, su, ek¬mek ve cüzi bir azıktan bile mahrum kalmış ve bu za¬vallıları müreffeh ve ayyaş kesimin menfaatleri için çalıştırmaktadırlar; ya da süper güçlerin kuklası olup kendi ülke ve milletlerini bağımlı kılabilmek için ellerinden geleni yapmakta ve muhtelif hilelerle ülkeyi Doğu ve Batı için bir pazar haline getirerek onların menfaatlerini temin etmeye çalışmaktadırlar. Böylece de milletleri geri bırakmakta ve sadece birer tüketim ülkesi haline getirmektedirler. Şu anda da aynı plan¬larla hareket etmektedirler. Ey dünya müstazafları, Ey İslam ülkeleri ve dünya müslümanları, ayağa kalkınız ve kendi haklarınızı geri alınız. Süper güçler ve onların kuklalarının propaganda yaygaralarından korkmayınız. Tüm emekleriniz sizin ve aziz İslam’ın düşmanlarına takdim eden şu cinayetkar idarecileri kendi ülkenizden dışarı atınız. Hepiniz (sizler ve İs¬lama bağlı hizmet ehli kimseler) İslam’ın iftihar dolu bayrağı altında toplanıp İslam ve dünya mahrumlarnın düşmanlarına karşı müdafaa vererek özgür ve müstakil cumhuriyetlerden müteşekkil bir İslami dev¬let oluşturmaya çalışın. Ancak böyle bir devletin oluş¬turulmasıyla dünya müstekbirlerini kendi yerlerine oturtabilir ve tüm dünya müstazaflarını yeryüzünün imamet ve veraset makamına ulaştırabilirsiniz. Allahu Teala’nın vadettiği o günü görmek ümidiyle…

ŞEREFLİ İRAN HALKINA VASİYET
Bu vasiyetnamenin sonunda şerefli İran halkına bir defa daha vasiyet ediyorum ki, insanın dünyada kat¬landığı zahmet, zorluk, fedakarlık, ısar ve mahrumi¬yetlerin hacmi, daima sahip olduğu hedef ve maksadın büyüklük, değerlilik ve yücelik hacmiyle orantılıdır. Siz şerefli ve mücahid milletin, uğrunda kıyam ettiği¬niz, can ve malınızı feda ettiğiniz ve etmekte olduğu¬nuz maksad, maksatların en üstünü, en yücesi ve en değerlisidir. Öyle yüce bir maksattır ki o, ezelde, kai¬natın başlangıcından takdim edilmiş olup, bu dünya¬dan sonra da sonsuza kadar (en üstün maksad olarak) takdim edilecektir. Bu maksad geniş anlamıyla uluhiyet mektebi, ğayb ve şuhud mertebeleriyle bütün var¬lık aleminde hilkatin temeli ve nihai hedefi olan tüm yüce ebadıyla Tevhid idealinden ibarettir ki bu da tüm mana, derece ve ebadıyla Muhammed’in sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem mektebinde tecelli etmiş ve bütün enbiya ve evliyanın Allah’ın selamı üzerlerine olsun telaşı da sırf bu maksadın tahakkuku için ol¬muştur. Mutlak Kemal ve sonsuz Celal ve Cemal’e ulaşmak da, sadece onunla mümkündür. Topraktan varlıkları (insanları) melekutiler ve onlardan da yüce olanlardan üstün ve eşref kılan şey de yine o yüce maksatdır. Bu yolu katetme neticesinde topraktan var¬lıklar için hasıl olan derece, gizli veya açık, bütün hil¬kat aleminde diğer hiçbir varlık için hasıl olmamakta¬dır.
Ey mücahid millet, siz maddi ve manevi bütün alemde dalgalanmakta olan bir bayrağın altında yol almaktasınız. Onu bulsanız veya bulmasanız, yine de bütün peygamberlerin Allah’ın selamı üzerlerine ol¬sun istikameti ve mutlak saadetin yegane yolunda yü¬rümektesiniz. Bütün evliyanın uğrunda şehid olmayı arzuladığı, kanlı ölümü “baldan daha tatlı” bildiği şey de işte budur. Sizin gençleriniz de cephelerde bundan bir yudum içince vecde geldiler. Onların anne, baba, bacı ve kardeşlerinde de aynı şey tecelli etmiştir. Dola¬yısıyla da Kerbela şehidlerine hitab ederek “Keşke biz de sizinle birlikte olsaydık da büyük bir feyze (kurtuluşa) erseydik” demek hakkına gerçekten de sahibiz. Gö-nülleri okşayan o nesim ve (insanı) vecde getiren bu cilve onlara mübarek olsun. Bu tecellinin birazı da, ka¬vurucu sıcak altındaki tarlalarda, güçleri tüketen fabri¬kalarda, iş atölyelerinde, sanayi buluş ve icat merkezlerinde milletin büyük bir çoğunluğunda, çarşıpazarda, cadde ve sokaklarda, köylerde, islam ve İslam Cumhuriyeti , ülkenin kalkınması ve kendine yeterli¬lik haddine ulaşması için herhangi bir işte çalışan kimselerde tecelli etmiştir. Bu yardımlaşma ve İs¬lam’a bağlılık ruhu toplumda hakim olduğu müddetçe de bu aziz ülke zamanın her türlü kaza ve belasından mahfuz kalacaktır inşaallahu teala. Allah’a hamdolsun ki ilim havzaları, üniversiteler , ilim ve terbiye merkezlerinde bulunan aziz gençler, bu ilahigaybi nefhadan faydalanmış durumdalar. Bu merkezler, halihazır¬da tamamıyla bu gençlerin kontrolünde olup, sapık ve cinayetkar kimselerin eli Allah’ın izniyle oralardan ke¬silmiştir. Hepinizi daima Allah’ı hatırınızda tutarak kendini tanımak, kendine yeterlilik ve tüm ebadıyla ülkenin istiklali yolunda durmadan çalışmanızı tavsi¬ye ediyorum. Biliniz ki, eğer sizler Allah’ın hizmetinde olur. İslam ülkesinin terakki ve kalkınması için çalışır, yardımlaşır ve yardımlaşma ruhunu korursanız Allahu teala’nın kudretli yardım eli de sizinle olur.
Ben aziz millette gördüğüm uyanıklık, akıllılık, İslam’a bağlılık,fedakarlık hak yolunda gösterdikleri mukavemet ve salabet ruhundan dolayı bu insani mana ve mefhumların Allah’ın fazlıyla onların torunlarına da intikal etmesini ve nesilden nesile daha da bir canlılık kazanmasını ümid ederek, huzurlu bir gö¬nül, mutmain bir kalp, şad bir ruh ile Allah’ın fazl ve rahmetine umutlu olarak kardeşler ve bacıların huzurundan ebedi mekana doğru yolculuk ediyorum. Sizle-rin hayır duanıza oldukça ihtiyacım vardır. Rahman ve Rahim olan Allah’tan hizmetteki kusur ve taksira¬tım hususunda özrümü kabul etmesini diliyorum. Aynı zamanda hizmetteki kusur ve taksiratım hususunda milletten de özrümü kabul etmelerii ve tam bir kud¬ret ve kararlılıkla daima ilerlemelerini ümit ederim. Hizmet ehli birinin aranızdan gitmesiyle de bu mille¬tin çelikten barajında bir aksamanın meydana gelme¬yeceğini bilsinler. Zira daha yüce ve büyük hizmet eh¬li kimseler, hizmet etmektedirler, bu milletin ve dünya mazlumlarının koruyucusu da bizzat Allahu tealadır.
Allah’ın selam, rahmet ve bereketleri sizlere ve Allah’ın salih kullarına olsun.

l. Cemadiyel Evvel 1403, 15 Şubat 1983
Ruhullahil Museviyyil Humeyni

Bismillahirrahmanirrahim.
Bu vasiyetnamemi vefatımdan sonra halka Ahmed Humeyni okusun. Özrü olursa muhterem Cumhurbaş¬kanı veya muhterem İslami Şura meclisi Başkanı veya Muhterem Ülke Yüksek Divanı Başkanı bu zahmete katlansın.
Bunların da herhangi bir özrü olursa Anayasayı Ko¬ruma Şurası üyesi müctehidlerinden birisi bu zahmeti kabullensin.
Ruhullahil Museviyyil Humeyni

Bismillahirrahmanirrahim.
Bu 29 sayfalık vasiyetname ve önsözün hemen al¬tında birkaç meseleye değinmeyi gerekli görüyorum.
1. Ben şu anda daha hayattayken aslı olmayan bir¬takım şeyler bana isnat edilmektedir. Benden sonra da bu gibi yakıştırmaların hacminin daha bir artması muhtemeldir. Bu yüzden benim sesim veya uzmanlar¬ca tetkik edilen yazım ve imzamla olan ya da İslam Cumhuriyeti televizyonunda söylemiş olduğum şeyler dışında bana isnat edilen veya edilecek olan sözlerin hiç birisini tasdik etmediğimi bildirmek isterim.
2. Ben daha hayattayken bazı şahıslar benim bildirilerimi kendilerinin yazdıklarını iddia etmişler. Bu meseleyi kesinlikle yalanlıyorum. Şimdiye kadar hiç¬bir bildirimi kendi şahsımdan başka hiçbir kimse hazırlamamıştır.
3. Söylenildiği üzere bazıları benim Paris’e kendileri aracılığıyla gitmiş olduğumu iddia ediyorlar. Bu bir yalandır. Ben Kuveyt’ten geri çevrildikten sonra (oğ¬lum) Ahmed’e danışarak Paris’i seçtim. Zira İslami ül¬kelerin beni kabul etmeyeceği ihtimali vardı. Onlar Şahın nufuzu altında idiler.Ama Paris hususunda böyle bir ihtimal mevcut değildi
4.Ben hareket ve İnkılap müddeti boyunca bir takım riyakar ve iki yüzlü kimselerin İslami zahirlerin
den dolayı kendilerini bazen zikretmiş ve övmüşümdür.Ama sonradan bunların hile ve oyunlarına kandığımı anladım Elbetteki bu övgüler,onların İslam cumhuriyetine bağlı ve vefalı göründükleri bir sıradaydı. Dolayısıyla da bu meselelerden sui istifade edilmesine izin verilmemelidir. Ölçü, herkesin şimdiki halidir.

Ruhullahil Museviyyil Humeyni

Çeviri: Kadri ÇELİK


more post like this