“Bugün dininizi kamil ettim, size verdiğim nimetimi tamamladım size ve din olarak İslam’ı verdim ve hoşnut oldum”
İslam ordusunun Mekke’yi fethetmesiyle Kureyş müşrikleri Müslüman oldular. Bu arada Hz. Peygamber (s.a.a) Rum ordusunun saldırısından haberdar olunca, Rumlar ile savaşmak için Tebük denilen yere doğru harekete geçti. Bu hareket Hz. Peygamber (s.a.a) ve İslam ordusunun kudret ve cesaretini gösteriyordu öyle ki, Peygamberimiz Arap yarımadasının en büyük ve kudretli şahsiyeti olarak tanındı. Bu nedenle Arap kabileleri, heyetler ve yabancı misafirler aralıksız olarak Medine’ye geliyorlardı. Hikmetli ve yapıcı İslam ilimlerini dikkatli bir şekilde dinleyerek öğreniyorlardı ve hiç bir kimsenin onları, İslam dinini kabullenmeğe mecbur etmediği halde büyük bir istek ve alakayla İslamı seçiyorlardı. Medine’ye gelip gitmeleri o kadar çoğalmıştı ki bundan dolayı o yılı (gönderilen heyetler) bereket yılı diye adlandırdılar. Allah’u Teala Nasr suresini nazil etti:
Gelen heyetler ve yabancı misafirlerden bazıları, yeni İslam Dinini araştırmak için Yemen’in kuzeyinde bulunan Necran Hıristiyanlarıydı. Yaklaşık altmış kişiydiler ve bunlardan üçü o toplumun önderliğini üstlenmişlerdi:
1-Akib veya “Abdul Mesih” topluluğun lideriydi.
2-Seyyid veya “Eyhem” yolculuk; teşrifat ve programın sorumlusuydu.
3-Ebu Harise: Hıristiyan kitaplarını ezbere bilen büyük bir bilim adamı ve rahip idi.
Bu topluluk Arabistan çöllerinde birkaç gece ve gündüzden sonra Medine’ye geldiler. Hz. Peygamber-i Ekrem (s.a.a) Müslümanlar ile ikindi namazını kılmış idi ki bu 60 kişi özel elbiseleriyle Peygamber (s.a.a)in camisine girdiler. Hıristiyanların ibadet vakti idi. Ansızın yanlarında bulundurdukları çanı çalarak doğuya doğru dönüp ibadet etmeye başladılar. Ashabdan bazıları bunları engellemek isteyince Hz. Peygamber (s.a.a) onlara karışmayın diye buyurdular.
İbadetten sonra Abdul Mesih ve Seyyid Hz. Peygamber (s.a.a) huzuruna gelip, konuşmaya başlayınca, Peygamber-i Ekrem (s.a.a) onları İslam dinine ve Allah’a teslim olmaya davet etti. Abdul-Mesih ve Seyyid; “Biz sizden daha önce Müslüman olmuş ve Allah’a teslim olmuşuz” dediler.
Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu.
“Sizler nasıl Allah’ın yolunda olabilirsiniz ki yapmış olduğunuz hareketler Allah’a teslim olmadığınızı gösteriyor. Allah’ın oğlu olduğuna inanıyor ve İsa (a.s)’yı Allah’ın oğlu olarak biliyorsunuz.” Haç’a ibadet ediyor ve domuz eti yiyorsunuz oysa ki bunlar hak olan din ile uyum sağlamıyorlar.
Agib ve Seyyid;–* “Hz. İsa Allah’ın oğlu değilse o zaman babası kimdir?” dediler
Peygamber-i Ekrem (s.a.a); “Her çocuğun kendi babasına benzediğini kabul ediyor musunuz?” diye buyurdu.
-Evet dediler.
-Peygamber-i Ekrem (s.a.a);
“Yüce Allah’ın her şeye hakim olduğu ve bütün kainatın rızkı O’nun elinde olduğu inancında değil misiniz?”
“Evet” diye cevapladılar.
-Peygamberimiz (s.a.a); “Acaba İsa (s.a.a) bu özelliklere sahip miydi.
“Hayır” dediler.
-Peygamberimiz (s.a.a): “Acaba yerde ve gökte hiçbir şeyin Allah’a saklı olmadığını ve Allah’ın her şeyi bildiğini biliyor musunuz” buyurdu.
“Evet” biliyoruz dediler.
-Peygamberimiz (s.a.a) “Acaba İsa (a.s) Allah’ın O’na öğrettiklerinden başka şeyleri biliyor muydu” buyurdu.
“Hayır” dediler.
-Acaba, İsa (.a.s)a ana karnında bir şekil verenin bizimde Allah’ımız olduğunu biliyor musunuz” diye sordu
“Evet aynen öyledir” dediler.
-Acaba İsa (a.s), annesi diğer çocuklar gibi rahminde saklamadı mı ve diğer anneler gibi Onu dünyaya getirmedi mi ve İsa (a.s) dünyaya geldikten sonra diğer çocuklar gibi süt emmeğe başlamadı mı” diye sordular.
“Evet aynen öyleydi” dediler
-Peygamberimiz (s.a.a): “Öyleyse İsa (a.s)  Allah’a hiçbir benzerliği olmadığı halde, nasıl Allah’ın oğlu olabilir” buyurdular. Mutaakiben hepsi düşünmeye başladılar. İşte bu sırada onları aydınlatması için maide Suresinin başlarından 80 bin üzerinde ayet nazil oldu.
-2- Hicretin on birinci yılında Peygamberimiz (s.a.a)in bu yıl Hacc yolculuğuna çıkacağı her tarafa duyuruldu. Hacc mevsiminin gelmesiyle birlikte çeşitli yerlerden ve şehirlerden Medine’ye geldiler. Yüz bini aşkın bu topluluk Peygamber (s.a.a) ile birlikte Mekke’ye gitmek için Medine’ye etrafında çadır kurdular.
Peygamber (s.a.a), Ashab ve Müslümanlar hareket etmek için hazırlandılar. Tabi ki bunların arasında Hz. Ali (a.s) yoktu. Çünkü Hz. Ali (a.s) Peygamberimizin emri üzerine Yemen halkını davet etmek için İslam ordusuyla birlikte Yemen’e gitmişlerdi. Elbette daha sonra ordusuyla birlikte Mekke’de Peygamberimizin topluluğuna katıldılar.
Bilal öğlen ezanını okudu:
Allah’u Ekber, Allah’u Ekber…
Peygamber öğlen namazını dört rekat kıldıktan sonra devesine binerek halk ile birlikte Mekke’ye doğru hareket ettiler.
Hiçbirinin yanında silah yoktu, çünkü bütün şehirlerde barış sesi yükselmiş ve hep beraber İslam’ı din olarak seçmişlerdi. Dolayısıyla silaha gerek kalmamıştı.
Halk yollarına devam ederken ikindi namazının vakti geldi. Peygamber (s.a.a)a iktida ederek namazlarını yolcu oldukları için iki rekat kıldılar ve orada istirahat ederek geceyi geçirdiler. Sabah erkenden yolculuğa çıkmadan önce, Peygamber (s.a.a) Hacc sloganını     yüksek sesle söyledi ve Müslümanlar Peygamber ile birlikte tekrar ettiler. Öylesine ki la ilahe illallah sesi gökyüzünde yankılanıyordu.
Bir kaç gece ve gündüz yol gittikten sonra Mekke’ye vardılar. Peygamber (s.a.a) Kabe’yi görür görmez ellerini havaya kaldırarak dua etti.
Sonra Umre-i Temettü amellerini yerine getirmek için Kabe’nin etrafında tavaf etmeye başladılar. Daha sonra Hz. İbrahim (a.s)’in makamında iki rekat tavaf namazı kıldılar, Sefa ve Merve arasında gidip gelerek kendileriyle beraber getirmiş oldukları kurbanlığı Kur-an Ayeti’nin emri üzerine kestiler ve ihramdan çıkmadılar. Ama halka; “Kurbanlık getirmeyenler, saç veya tırnaklarını kısaltarak ihramdan çıkabilirler.” diye buyurdular.
Zilhicce Ayının sekizinci günü Hacc-ı Temet-tü yerine getirmek amacıyla Arafat çölüne hareket ettiler. Orada binlerce hacı Peygamber’e iktida ederek namaz kıldılar. Namazdan sonra Maide suresi ki Kur’an’da son ve tam olarak bir yerde Peygamber (s.a.a)’e nazil oldu, Peygamber (s.a.a) O’nu tamamıyla hacılara okudu.
-3- Bu sure Yahudilerin ve İslam düşmanlarının Peygamber’i ve İslam’ı yok etmek için düzenledikleri onca suikasttan sonra, İslam dininin tamamlanması ve Tevrat’ın hükmünün kalkması ki bazı helal yemeklerin Ben-i İsrail’i cezalandırmak için haram edilmişti bu, Yahudilerin ve diğer düşmanların İslam’a darbe vurmaktan ümitsiz olmalarına sebep oldu. Tek sevinçleri Peygamberimiz (s.a.a)in oğlu ve yerine geçecek hiçbir kimsesinin olmamasıydı. Peygamber (s.a.a)’in vefatından sonra herşey bir anda eskisi gibi olacak, Yahudiler yine vilayeti ele geçirecek ve hükümlerini sürdüreceklerdi.
Allah’u Teala bu surede Yahudilerin gerçek yüzlerini ve mahiyetlerini ortaya koydu ve Ben-i İsrail’in Ben-i İsmail’e olan benzerliğini Kabilin Habile olan benzerliği gibi tanıttı. Böylece Müslümanlar’ı uyararak: “Sakın Yahudileri ve Nesraniler’i kendinize veli (hakim) olarak seçmeyin). Belki anlasınlar artık bundan sonra vilayet ve hilafet makamı onlardan alınmıştır. Yine Allah’u Teala buyurdu.
(İbrahim soyundan zalim olanlara Allah’ın vilayet makamı yetişmez) ve Allah’u Teala kendi vilayet ve ahdini, Peygamber (s.a.a) ve imanlı Müslümanlara Hz. İbrahim (a.s)’ın salih soylarına nakletti ve onlardan söz aldı: “Ey iman edenler! kendi sözlerinizde vefadar olunuz.”
İleride zikredilecek hükme göre, Allah ve Peygamber ve Peygamberden sonra gerçek müminler yani Hz. Ali (a.s) ve diğer imamlar, müminlerin vilayet ve imamet makamını yüklenmişlerdir: “Sizin sahibiniz Allah’tır ve Peygamberidir ve inananlar, namaz kılanlar ve rüku halinde zekat verenlerdir”
Bu ayetin üçüncü kısmı Şii ve Sünni tefsir kitaplarının çoğuna göre Hz. Emir’ul Mü’minin Ali (a.s) hakkındadır.
Buna dikkat ederek, Yahudiler gurur ve kendilerini diğerlerinden daha üstün görmeye kendilerini daha bilgili ve kitap ehli diye tanıtıyorlardı. Avs ve Hazrec kavimlerinin ihtilaflarından yararlanarak kendilerinin kültür, siyaset ve iktisatta daha üstün olduklarına inanıyorlardı. Diğer taraftan kendilerini, Allah tarafından seçilmiş bir topluluk olarak, tanıtıyorlardı. Vilayeti İlahi, yeryüzündeki hilafet ve Allah’ın kitabının kendilerinde sınırlandığını savunuyorlardı ve Peygamber (s.a.a) in da kendilerine uymasını bekliyorlardı.
Peygamber-i Ekrem (s.a.a) onların bütün düşüncelerini altüst etti. Çünkü Peygamber (s.a.a):
1-Ben-i İsmail’dendi ne Ben-i İsrail’den
2-Hz. İbrahim’in dinine uyardı, Yahud ve Nasara’nın değişmiş düşüncelerine değil.
3-Millet arasında birlik oluşturarak Yahudilerin hüküm sürmelerini ortadan kaldırdı.
4- Müslümanlar sıksık elde ettikleri zaferler ile, İlahi vilayet ve yeryüzü hilafetini kazanıyorlardı. Fikri, siyasi ve iktisadi üstünlüğü onlardan alıyorlardı.
5-Hepsinden önemlisi Maide suresinin Tevrat’ın hükmünü, Yahudilerin ve Hırıstiyanlar’ın vilayetini batıl edişi ve Allah Resulünün vilayetini, Peygamberden sonra Hz. Ali (a.s)’nin sürdüreceğini bu surede açık bir şekilde belirtmesidir ve bu vilayet seçimi ile Yahudilerin tekrar iktidarın ve velayetin onlara geleceği düşüncesini ortadan kaldırmıştır: “Bu gün kafirler dinlerinin geri dönmesinden ümitsiz oldular.” Maide/68
Evet bu gibi beyan ve mesajlar Yahudilerin, küfür ve isyanlarını artırdı: “Elbette Rabbin tarafından sana indirilmiş olan şeyler (ayetler) onların (Yahudilerin) kafa tutmalarını ve küfürlerini artıracaktır.” Maide/ 11
Öyle bir hale geldiler ki Peygamberimizde geçmişteki yüzlerce Peygamberler gibi öldürmeye kalkıştılar. Ama Allah Peygamberine şu şekilde buyurdu: “Ey Peygamber Sana Rabbin tarafından indirilmiş olan emirleri açıkça halka anlat, hiç korkma Allah’u Teala seni bütün tehlikelerden koruyacaktır.” Maide/ 67
En önemli beyan ve mesajlardan birisi Yahudi ve Hıristiyanları evliya olarak kabul etmemeleri ve Allah ve Resulünün Hz. Ali (a.s)’yi hilafete seçmesidir.
Hz. Ali (a.s) terbiyede Peygamberimiz (s.a.a) en bariz örneğidir. Resul-ü Ekrem (s.a.a) Veda haccından sonra Gadir-i Hum (Yemen ile Medine yolunun ayrıldığı yer)da Yemenliler Medine’den Yemen’e dönmek istedikleri zaman, bütün Müslümanlar’ın önünde durarak Hz. Ali (a.s)nin hilafetini herkese açıkça buyurdu:
“Ben kimin mevlası isem, Ali’de onun mevlasıdır. İlahi! Ali’yi seveni sev ve Ali’nin düşmanı ile düşman ol.”
Peygamber (s.a.a) Mina’da Müslümanların toplantısından yararlanarak tarihi bir konuşma yaptı. Bütün konuşması O Hazretin halk ile vedalaşmasını anlatıyordu: “    Ey Müslümanlar! beni dinleyin. Belki de benin sizler ile bu son görüşmemdir. Sizler yakında Rabbiniz’in huzuruna döneceksiniz. Ahirette iyi ve kötü amellerinizden hesaba çekileceksiniz. Sizlere tavsiyem şudur ki; kimin yanında emanet varsa onları sahiplerine iade etsinler.
Ey Müslümanlar! Bilin ki faiz İslam dininde haram edilmiştir. Şeytana uymaktan kaçınınız.
Sizlere tavsiye ediyorum; kadınlara iyilikte bulunun, çünkü onlar sizlerin elinde bulunan Allah’ın bir emanetidir. Onlar İlahi kanunlar ile sizlere helal edilmişlerdir.
..Ben sizlerin arasında iki kıymetli şey bırakıyorum, eğer onlara sarılırsanız hiç bir zaman yolunuzu kaybetmezsiniz; birisi Allah’ın kitabı, ikincisi ise benim itret ve Ehl-i Beytimdir.
Bütün dünya Müslümanları birbirleriyle kardeştirler. Müslümanın malı  Müslüman’a helal değildir. Meğer ki kendisi temiz bir şekilde kazanıp olsun.
Hacc merasimi bittikten sonra Peygamber (s.a.a) ve Müslümanlar Medine’ye döndüler. Bu yılın  bu kadar macerayla geçmesi, beyanlarıyla İslam dininin kemali ve vilayet ve hilafet makamının (Allah Resulünun ve Ali (a.s) vilayeti) Yahudilerden Müslümanlara geçmesiydi.
Belağ Haccı ve Peygamberimizin (s.a.a) Veda Haccı ve Müslümanlar ile helalleşmek için, son İlahi masajını Kur’an’ın son suresini halka anlatmasıyla bu hacc veda Haccı olarak adlandırıldı. SON


more post like this