İslam kaynakları

    1. home

    2. article

    3. Yirminci yüzyılın en büyük kültür cinayetine bir bakış

    Yirminci yüzyılın en büyük kültür cinayetine bir bakış

    Yirminci yüzyılın en büyük kültür cinayetine bir bakış
    Rate this post

    8 şevval; Baki mezarlığının yıkılma yıldönümü

    Yirminci yüzyılın en büyük kültür cinayetine bir bakış

    Bugün sekiz şevval, baki mezarlığında yatan imamların türbelerinin tahrip edilme yıldönümü; ve hiç şüphesiz yirminci yüzyılın en büyük kültür cinayetidir. Bu yazıda Cennetü’l Baki mezarlığının kısaca tarihçesi ve bu kültür cinayetinin sonuçları değerlendirilecektir.

    Baki nerededir?

    “Baki-i el-Ğorked” veya “Baki kabristanlığı”nın tarihi İslam’dan önceye dayanır. Medine halkı hicretten önce ölülerini “Beni Harem” ve “Beni Salim” denilen iki mezarlığa ve bazen de kendi evlerine gömerlerdi. Ancak Müslümanların Medine’ye hicretinden sonra –ki Peygamber’in ev ve camisine yakın bir yer olan- Baki Müslümanların kabristanlığına dönüştü.

    Söylendiğine göre Peygamberin tavsiyesi üzerine orada defnolunan ilk Müslüman Peygamberin (sallallahu aleyhi ve alihi) ve Emir el Müminin Hz. Ali’nin (aleyhi selam) yakın dostlarından olan Osman b. Ma’zun’dur. Hz. Ali (aleyhi selam) sözlerinde çokça onu yâd ederdi. O’na olan sevgisinin bir belirtisi olarak çocuklarından birisinin adını Osman koymuştu.

    Baki mezarlığı, İmam Hasan-ı Mücteba (aleyhi selam), imam Seccad (aleyhi selam), İmam Muhammed Bakır (aleyhi selam) ve İmam Sadık’ın (aleyhi selam) olmak üzere Şia’nın 4 imamının defnedildiği yer olduğu gibi İmam Ali’nin (aleyhi selam) annesi Fatıma binti Eset ve değerli eşi Ümmü’l Benin, Hz. Sadık’ın (aleyhi selam) oğlu İsmail, Peygamberin eşlerinin büyük çoğunluğu, Peygamberin amcası Abbas ve diğer bazı din büyüklerinin de gömüldüğü değerli bir mekândır.

    Baki mezarlığı bütün İslami mezhep ve fırkalarının saygı duyduğu bir mezarlıktır ve günümüzde de Peygamberimizin kabrinin birkaç adım ilerisinde yer almaktadır. Allah Resulü kendi zamanında bazı “Uhud” şehitlerini ve kendi oğlu İbrahim’i orada defnederek bu mekânın kutsiyetini artırmıştır. Ayrıca Herre hadisesinin şehitleri de burada gömülüdür.

    Üçüncü halife Osman b. Affan Medine Yahudilerine ait olan Hasan-ı Kevkeb mezarlığına defnedilmişti, sonraları Muaviye Baki mezarlığını genişleterek Osman’ın mezarının da Baki topraklarına girmesini sağladı. “Beytu’l Ehzan” yani Hz. Fatımatu’z Zehra’nın (selamullahi aleyha) değerli babası için ve kendisi ve eşine yapılan haksızlıklardan dolayı göz yaşı döktüğü yerin adı. O da burada bulunmaktadır. Maliki mezhebinin kurucusu “Malik ibni Enes”in kabri de burada yer almaktadır…

    Vahhabiliğin Gizli Elleri- Vahhabiliğin Tarihine Bir Bakış

    Vahabilik hareketinin önderi, Muhammed b. Abdul Vehhab Necdi’dir. (1703-1782m/1115-1201h.k.) Ve şunu söylemek gerekir ki Vahabilik adını karşıtları onlara vermiştir. Hal böyleyken bu fırkanın takipçileri kendilerine ¬ ‘‘El-Muvahhidun’’ ve mezheplerine de ‘‘Muhammediye’’ adını vermişlerdir. Bu grup kendilerini Sünni bir fırka ve Ahmet b. Hanbel’in mezhebinin takipçileri olarak kabul ediyorlar.

    Bu cinayetlerin kökleri

    “Dünya Sevgisi”, “Dinsizlik”, “Cehalet” ve “Geri Kalmışlık” gibi etkenler Vahabilerin cinayetlerinde etkili olmuştur, ancak hiç şüphesiz bu cinayetlerin köklerini “İbni Teymiye’nin sapık düşüncelerinde” ve “Muhammed ibni Abdulvahhab’ın sapkın düşüncelerinde” aramak gerekir.

    Muhammed ibni Abdulvahhab –Vahabilerin şeyhülislam’ı- şu inançları taşıyordu:

    1- Tüm Müslümanlar (ona tabi olanlar dışında) kafir ve müşriktirler.

    2- Mekke ve Medine (Vahabilerin eline geçmeden önce) darul harp ve darul Küfürdür. (kafir beldesidir)

    3- Peygamber’e (sallallahu aleyhi ve alih) salavat yasaktır.

    4- Kim salavat çevirirse cezalandırılmalıdır.

    5- Kur’an kişinin kendi anlayışına göre tefsir edilebilir.

    İbni Teymiyye-yi Hambeli – Muhammed ibni Abdulvahhab’ın şeyhülislam’ı- şu inançlara sahipti:

    1- Allah, cisimdir ve el, ayak, göz, dil ve ağzı vardır.

    2- Ünlü seyyah “İbni Betute” sefer namesinde şunları yazmakta: “İbni Teymiyye’yi Dimeşk (Şam) ulu camisinde minberde gördüm ki halka vaaz vererek, şöyle diyordu: Benim şu anda yere indiğim gibi Allah dünya gökyüzüne gelecek, sonra minberden bir basamak aşağı indi!

    3- Allah’ın sıfatlarını anlatan zahiri ayetleri olduğu gibi zahiri şekilde tefsir etmek gerekir.

    4- Dua sırasında elleri yukarı kaldırmak Allah’ın yukarıda olduğuna işaret etmektedir!

    5- İbni Teymiyye “Minhacu’s Sünnet” kitabında şöyle yazmakta: “Muhammed ibni Taberi kitabında Hasan ibni Ali Akseri (aleyhi selam) öldüğü sırada çocuğu yoktu, diye yazmakta” Ama biz Taberi’nin kitabına baktığımızda böyle bir cümlenin olmadığını görmekteyiz ve böylelikle İbni Teymiyye’nin yalan söylediği ortaya çıkmaktadır.

    6- Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve alihi) kabrinin ziyaret edilmesi gerektiği hakkındaki hadisler uydurmadır!

    Vahabilerin Genel İnançları

    1 – Allah Teâlâ’nın dışında başka bir şeye ibadet etmek yanlıştır ve bu şeylere ibadet edenlerde ölüme mahkûmdurlar.

    2- Müslümanların büyük bir çoğunluğu muvahhit değildirler çünkü Allah’ın inayetini kazanmak için evliyaların kabrini ziyaret ediyorlar. Böylelikle müşrik oluyorlar.

    3 – Peygamberin, bir velinin veya meleğin adını namazda anmak şirktir.

    4 –Allah’tan başkasından şefaat dilemek küfürdür.

    5 – Her kim bir dileğinin yerine gelmesi için Allah’tan başkasından yardım dilerse kâfirdir.

    6-Kuran, Peygamberin sünneti ve aklın kesin olarak kabul ettiği şeylere bağlı olmayan her bilgi küfürdür.

    7 -Yapılan bütün işlerde kaderi inkâr etmek küfür ve bidattir. (Vahabilerce, insanın bir işi yapmaya gücü olduğunu kabul etmek kaderi inkârdır ve buda bidattir.)

    8-Kuran’ı tevile dayalı olarak (zahiri manasının dışında) tefsir etmek küfürdür.

    Vahabiler, rehberleri ‘İbni Teymiye ’ ve onun öğrencisi ‘İbni Cevzi’ yi takiben kabir üzerine kubbe, zerih vs. şeyleri yapmayı haram ve onu yıkmayı vacip biliyorlar. Bundan dolayı onlar son birkaç yüzyılda ellerinden geldiği kadar ziyaret yerlerini yıkıp yok ettiler ve hatta Bakideki İmamlar ve Hz. Hüseyin’in kabrini de bu olayın dışında bırakmadılar.

    Vahabiler, kabir üzerine türbe ve zaviye yapmayı bir çeşit şirk ve küfür olarak görüyorlar. Elbette bu konuda tehdit ve saldırganlıktan başka kendi düşüncelerini ispat edecek bir yolları da bulunmamaktadır. Şunu da bilmek gerekir ki Vehhabiler masum ve pak İmamların kabirlerini yıkıp yok etmek için Irak’tan ve Şam’dan başlayıp kızıl denize kadar ve dünyanın doğusundan batısına kadar uğraş verdiler.

    Vehhabilerin bütün Müslümanlara ve özellikle de Şia’ya karşı olan kin ve nefreti açıkça bilinen bir şeydir. Çünkü Suudi Vehhabiler, İmamların ve Peygamberin Ehl-i Beyt’inin kabirlerini yok etmek için çabaladılar ve bu esnada da Mekke ve Medine şehirlerinin sayısız dini eser ve çeşitli ziyaret yerleri Vehhabi önderlerinin yaptıkları akılsızca davranışların kurbanı oldu. Onlar gerçekte Baki mezarlığını yıkmakla Müslümanların duygularını incittiler ve Müslümanları bu değerli İslami eserlerden koparmak için çaba harcadılar.

    Şöyle denilebilir ki; Baki’nin yıkımı, Peygamberin soyunun, en değerli sahabelerinin ve ailesinin kabirlerini yok etmek tarih boyunca Suudi Vehhabiler için bağışlanmayacak bir cinayettir ki şimdiye kadar iki defa Şiaların ve Ehl-i Beyt âşıklarının kalbini yaralamış ve duygularını incitmişlerdir.

    Bakideki İmamların Kabirlerinin Vehhabilerce İlk Yıkımı

    Vehhabiler tarafından Bakideki İmamların kabirlerinin yakımı ilk olarak hicri 1220’ de yani birinci Suudi devletinin Osmanlılarca dağıtıldığı zaman vuku buldu. Bu tarihi İslami olayın ardından Müslüman Şiaların verdiği bütçeyle özel imkânlardan yararlanılarak yıkılan kabirler en güzel şekilde yeniden restore edildi ve mescit ve kubbe yapılarak Baki, Müslümanların ziyaret ve seyahat ettikleri en güzel kabirlerden birisi haline geldi.

    İngiliz bir seyyah Bakinin restoresinden sonra Medine-i Münevvere şehrinin ziyaret yerlerini tanıtırken şöyle diyor; ‘‘Medine hicri 1387 den 1388’e kadar ve Suudi Vahabilerce yeniden yıkılmadan önce aynı İstanbul ve diğer güzel seyahat yerlerine benziyordu.’’

    Bakinin Vehhabilerce İkinci Yıkımı

    Gerçekte İslam tarihinin günümüzdeki ikinci ve en acı olayı hicri 1344 Şevval ayının sekizinde Suudi Arabistan Vahabilerinin üçüncü defa iş başına gelmeleriyle olmuştur. Bu yılda Vahabiler önderlerinin Şia’nın mukaddesatına ihanet ve aşağılamaya yönelik fetvalarıyla İmamların ve Peygamberin Ehl-i Beyt’inin mutahhar kabirlerine ikinci defa vahşice saldırarak Baki mezarlığını viran olmuş bir mezarlığa çevirerek tanınmaz bir hale getirdiler.

    Batılı seyyahlardan “Alden Rater” konu hakkında şöyle yazıyor: ‘‘Medine-i Münevver’deki Baki İmamlarının kabirlerinin ikinci defa tahribiyle Mutahhar İmamların kabirleri feci bir şekilde viran oldu ve Vehhabiler bu tahripte kabirlerin ve kubbelerin şekillerini de değiştirdiler.’’

    Tarihi kaynak ve deliller gösteriyor ki Suudi Vehhabiler sadece Baki mezarlığındaki kabirleri tahrip etmekle yetinmediler belki defalarca Peygamberin kabrini yıkmaya yeltendiler, ama dünya Müslümanlarının geniş çaplı itirazlarından dolayı bu İslam dışı davranışlarından vazgeçtiler.

    Müslüman olduktan sonra adını İbrahim koyan İsveçli seyyahlardan “Luiz Perhart” konu hakkında şöyle diyor: ‘‘Medine’de defnolunan İmamların ve sahabenin makamına göre bu mezarlığın alanı çok küçük ve doğudaki ve özellikle de Arabistan’daki diğer ziyaret yerlerine kıyasla gören her kesin dikkatini çeken bir taş ve toprak yığınıdır.’’

    Perhart, Uhut Dağı hakkında da şunları söylüyor; ‘‘ Uhut Dağının ortasında bina olunan bir mescitte Peygamberin Amcası Hamza’yla birlikte de orada defnolunan Musab b. Umeyr, Cafer b. Şemmas ve Abdullah b. Cahş gibi diğer şehitlerinde kabirleri gözüküyor, ama Vahabiler bu mescidi ve 12 tane Uhut şehidinin ve Peygamberin sahabesinin kabrini tahrip ettiler.’’

    Tahripten önce Baki Mezarlığı

    Baki Mezarlığı tahrip olmadan önce dört tane mutahhar İmam ve iki cihan kadınlarının efendisi Hz. Fatıma Zehra’nın kabirlerini kapsıyordu. Elbette nakledildiğine göre Hz. Ali, Peygamberin kızının şehadetinin ardından onun pak ve mutahhar bedenini defnetmek için Baki, Peygamberin mescidi ve kendi evi gibi farklı yerlere taşımıştır. Elbette iki cihan kadınlarının efendisinin kabri günümüze kadar gizli kalmıştır ve bu onun tarih boyunca mazlumluğunun en büyük senedidir. İnşallah Allah’ın yeryüzündeki hüccetinin zuhuruyla belli olacaktır.

    Baki Mezarlığının Yeniden Restoresi İçin Çalışma

    Şianın âlim ve fakihlerinden birçoğu ve hatta siyasi liderler Bakinin yeniden restore edilmesi için çaba harcadılar. Bunların içinden en önemli adımı Ayetullah Hasan Şirazi attı ve Arabistanlı yetkilerle defalarca görüşerek Baki Mezarlığının yeniden yapılandırılmasına yönelik çeşitli senet ve deliller sundu, ama sürekli Suudi Vahabilerce yönlendirilen engellere takılarak hedefine ulaşamadı.

    Ayetullah Şirazi, ‘‘Bakinin Restoresi İçin Çaba’’ isimli kitabında şöyle yazıyor; ‘‘ Baki Mezarlığını ziyaret etmek ve Hac amelini yerine getirmek için defalarca gittiğim Arabistan’da Suudi yetkililerle görüşerek onları Baki’nin yeniden yapılandırılması için zorladım, ama her defasında verdikleri vadelerle karşılaştım. Bu esnada da bazı Irak’lı gruplar Vahabilere çeşitli rüşvet ve mükâfat vererek bu vadelerin yerine gelmesinin önünü aldılar.’’

    Ayetullah Seyyit Murteza Kazvini, Londra’daki Resuli A’zam Hüseyniye sinde Ayetullah Şirazi’nin birinci ölüm yıldönümünde yaptığı konuşmada o merhumun çabaları hakkında şöyle diyor; ‘‘ Dünya İslam komitesi başkanı Muhammet Server El-Sabban, bana şöyle dedi ki; Baki Mezarlığının etrafında yapılan küçük çaplı değişiklikler Ayetullah Şirazi’nin ve kardeşinin çabalarının sonucudur.’’

    Son olarak Suudi Vahabilerin, Şiaların aleyhine gerçekleştirdikleri ve her geçen gün artan İslam davranışları şu soruyu akla getiriyor ki; acaba Vehhabiler dünya Müslümanlarının önemli maslahatlarını hiç göz önünde bulundurdular mı? Acaba Vahabiler yağmacıların İslam devletlerine nüfuzlarını engellemeyi hiç düşündüler mi?

    Acaba onlar Siyonistlerin İslam topraklarına girmelerine karşı hiç tepki gösterdiler mi? Acaba onlar peygamberin kabrinin öpülmesinden rahatsız oldukları kadar İslam devletlerine yönelik uygulanan ekonomik ambargolardan rahatsız oluyorlar mı?