A’dan Z’ye Şefaat

A’dan Z’ye Şefaat

ŞEFAATİN ANLAMI Şefaat, sözlükte bir şeye bir mislini daha ekleyerek çift kılmak, tek olan bir şeyi bir başka şeyle birleştirmek anlamına gelir. Türevlerinin bütün kullanım yerlerinde bu anlam esas alınmıştır.[1] Şefaatin İslâmî literatürdeki anlamı da sözlük anlamıyla ilintili olarak, “kendisine şefaat götürülen makamdan birisinin yaptığı günah ve suçtan geçmesini istemek”[2] veya “kendisine şefaat götürülen kimseden […]

  • Muhammed Hadi ESEDÎ & Şehit Ayetullah Mutahhari & Allame Muhammed Hüseyin TABATABAİ
Rate this post
about this book
  • overview

    ŞEFAATİN ANLAMI Şefaat, sözlükte bir şeye bir mislini daha ekleyerek çift kılmak, tek olan bir şeyi bir başka şeyle birleştirmek anlamına gelir. Türevlerinin bütün kullanım yerlerinde bu anlam esas alınmıştır.[1] Şefaatin İslâmî literatürdeki anlamı da sözlük anlamıyla ilintili olarak, "kendisine şefaat götürülen makamdan birisinin yaptığı günah ve suçtan geçmesini istemek"[2] veya "kendisine şefaat götürülen kimseden şefaat edilecek olan kimse hakkında bir şey istemek"tir. Bu durumda Peygamber efendimizin (s.a.a) veya başkasının birine şefaat etmesi; onun için Allah'a dua etmesi, Allah'tan günahının bağışlanmasını ve dileklerinin giderilmesini istemesidir. Dolayısıyla şefaat bir nevi dua ve istektir.[3] Kur'ân'da Şefaat "Şefaat" kelimesi, Kur'ân-ı Kerim'de on sekiz surede yirmi beş ayette kullanılmıştır. Bu ayetlerde geçen şefaat kelimesi, birinci ıstılahî anlamda yani günahkâr ve suçlulardan cezanın kaldırılmasını istemek anlamında kullanılmıştır. Şefaat konusundaki ayetler içerik açısından iki kısımdır: 1- Şefaatçileri sınırlandıran ayetler. 2- Şefaate ulaşacak ve ulaşmayacak kimseleri sınırlandıran ayetler. Kur'ân-ı Kerim bu sınırlamayı, kişilerin dünya hayatındaki genel gidişat şekli esasına göre yapmaktadır. Bu arada, "Kur'ân mutlak olarak şefaati reddetmektedir" diyenler de vardır. İşte biz bu bölümde bu görüş üzerinde duracağız. Kur'ân-ı Kerim'de mutlak bir şekilde şefaati reddeden bir tek ayet bile yoktur. Şefaati reddeden ayetler sadece, Kur'ân-ı Kerim'de vasıfları açıklanan belli bir grupla ilgilidir. Bu ayetlerde kesin olarak kâfir olan kimselerin tüm anlamıyla şefaatten mahrum olacakları açıklanmıştır. Kur'ân-ı Kerim'de belli bir kesimin şefaate ulaşamayacağı vurgulandığı gibi "mümin" kapsamına giren diğer bir kesimin de şefaate ulaşacağı vurgulanmıştır. Örneğin: "Dinlerini bir oyun ve eğlence (konusu) edinenleri ve dünya hayatı kendilerini mağrur kılanları bırak. Onunla (Kur'ân'la) (şunu) hatırlat ki, bir kişi, kendi yaptıklarıyla helâke düşmesin; (böylesinin) Allah'tan başka ne bir dostu, ne de bir şefaatçisi vardır; (amelinin elinden kurtulmak için) her türlü fidyeyi verse de ondan kabul edilmez..." [4] Bu ayette, dinlerini oyun, eğlence konusu edinen ve dünya hayatının kendilerini aldattığı kimselerin şefaate ulaşamayacakları açık bir şekilde vurgulanmıştır. "Ey inananlar! Ne alışverişin, ne dostluğun ve ne de şefaatin olmadığı gün gelmeden önce, size verdiğimiz rızktan (Allah için) harcayın. Kâfirler, zalimlerin ta kendileridir." [5]

  • details
    • Muhammed Hadi ESEDÎ & Şehit Ayetullah Mutahhari & Allame Muhammed Hüseyin TABATABAİ
  • reviews