BÜYÜK ŞAFİİ FIKHI

BÜYÜK ŞAFİİ FIKHI

Yayıncıdan İslâm dünyasının son iki asırdır, Batılılaşma/Modernleşme şeklinde nitelenen bir çerçeve içerisinde gerek amme hukuku, gerek -ahval-i şahsiyye de denilen- aile hukuku, gerekse ceza hukuku itibariyle Batılı normları esas almaya başlamasıyla yeni bir süreç içerisine girmiş olduğu bilinmektedir. Nitekim ülkemizde Tanzimat ve Islahat hareketleriyle başlatılan İslâm Fıkhı’nı tarihe gömme faaliyetlerinin, Osmanlı’nın yıkılıp Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla […]

  • buyuksafiifikhi
Rate this post
about this book
  • overview

    Yayıncıdan İslâm dünyasının son iki asırdır, Batılılaşma/Modernleşme şeklinde nitelenen bir çerçeve içerisinde gerek amme hukuku, gerek -ahval-i şahsiyye de denilen- aile hukuku, gerekse ceza hukuku itibariyle Batılı normları esas almaya başlamasıyla yeni bir süreç içerisine girmiş olduğu bilinmektedir. Nitekim ülkemizde Tanzimat ve Islahat hareketleriyle başlatılan İslâm Fıkhı'nı tarihe gömme faaliyetlerinin, Osmanlı'nın yıkılıp Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla birlikte kazandığı ivmenin ve Cumhuriyet rejimi kadrolarının laiklik adı altında bu hukuku tasfiye çaba¬larının sözü edilen bu sürecin bir parçası olduğu muhakkaktır. Bu sürecin, İslâm dünyasının her tarafında icra-yı faaliyet gösteren tahakküm isteklerine sahne olması ve Şeriat ile idare edildikleri söylenen bazı ülkeler dışarıda tutulmak istense de gerçekte hemen hemen hiçbir istisnasının olmaması, İslâm dünyasının içinde bulunduğu korkunç du¬rumun mühim bir göstergesi olarak telakki edilmelidir. İslâm dünyasının XVII. yüzyılın ortalarından itibaren Osmanlı imparatorluğunun şahsında ardı-arkası kesilmeyen siyasî mağlubiyetlere duçar olup siyasî ikti¬darsızlığın ardından gelen dağılma ve çözülmelerle acz içerisine düşmesi, hiç kuşkusuz, her halükârda bir devlete ihtiyaç duyan İslâm hukuku'nun önemli ölçüde hayat'tan çekilmesi anlamına geliyordu. Bu yüzden İslâm âlimlerinin özellikle bu yüzyılda Ümmet'i bir devlet kurulması' yönünde uyarmaya başlamaları ve eserlerinde âdeta devletsiz bir İslâm'ın olamayacağı konusunda sürekli müslüman ' halkları bilinçlendirmeye çalışmaları bu açıdan pek anlamlıdır. Ne var ki İslâm dünyasının her tarafında bir bir boy atan ulus-devlet1 lerin ve bu devletlerin ihanet ve dalâlet içerisindeki kadrolarının Batılılaşma yönündeki aldatıcı cazibenin de. tesiriyle halklarını geçmişlerinden, dinlerinden, dillerinden, hatta -dillerinden düşürmedikleri milliyetçi-muhafazakâr sloganlara rağmen- örf ve adetlerinden ayırmaları, ayırmaya çalışmaları ve ulema'nın da taleplerinden yüzçevirmeleri sonucunda İslâm hukuku büyük ölçüde meriyetten kalkmış ve tüm canlılığı da zayıflamış oldu. Müslüman halklar fıkhî meselelerini münferiden çevrelerindeki âlimlerden öğrenmeye Çalıştılarsa da bu bir fıkıh sisteminin canlılığının devamı bakımından yeterli olmadı/olamazdı da. Nitekim medreselerde öğretilen fıkıh, yaşanan hayatın fıkhı, yani bugünün fıkhı olarak değil, önceki mezhep ictihadlarının bir talimi olmak itibariyle tedris edildi. Asırlardır insanların adalet içerisinde birbirleriyle münasebetlerini dü¬zenleyen İslâm fıkhının yerine ikame edilen Batı hukukunun, bu insan¬ların ihtiyaçlarını karşılayamaması, bir başka deyişle elbisenin bedene, dar gelmesi, sonuçta İslâm dünyasındaki İslâm'a dönüş hareketlerinin yeniden hız kazanması ve ümmetin vicdanını temsil eden ulema'nın İslâm'ın evrensel değerlerini ve bu değerlerin meydana çıkardığı hukuku asrın idrakine sunmak yolundaki gayretlerini ortaya koymaları sonucunu doğurdu. Artık yazılan eserler geçmişte olduğu gibi ilim ehline ve ilim ehlinin öğrenilmesi bir hayli ihtisas isteyen diliyle değil, aksine açık, anlaşılır, sade ve kapsayıcı bir şekilde, dolayısıyla halka hitab eder bir tarzda yazılmaya başlandı ve bu hususta da oldukça başarı gösterildi. Üstelik İslâm âlimleri sadece kendi mezhepleriyle ilgili olarak değil, İslâm dün¬yasının hak mezheplerinin görüşlerini de derleyen, en azından dikkate alan eserler vücuda getirdiler. Batı hukuku, dolayısıyla beşerî hukuk karşısında İslâm'ın ilâhî, evrensel ve üstün hukukunu gözler önüne ser-meye çalışan bu kıymetli çalışmalar, bir bakıma her mezhebin kendi fıkhı üzerinde de mesai harcanmasını gerekli kılıyordu ve bu nedenle de Şafii, Hanefî, Mâliki ve Hanbelî mezhepleriyle ilgili hem usûl'e, hem de furûat'a dair birçok eser yazılmış oldu.

  • details
    • buyuksafiifikhi
  • reviews