Mizan-ul Hikmet-1

Mizan-ul Hikmet-1

Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla Tüm ümmet, Resulullah’tan sonra Hz. Ali (a.s.) ve diğer Ehl-i Beyt İmamları’na (a.s) tabi olmakla yükümlüdür. Nite¬kim Resulullah (s.a.a) de “Ali’nin taraftarları kurtuluşa erenlerin ta kendi¬leridir.”diye buyurmuştur. Ay-rıca Allah-u Teala da Şura suresinin 23. ayetinde Resulullah’ın adına; “(De ki) sizden tebliğime karşılık bir ücret is¬temiyorum, istediğim ancak yakınlara sevgidir.”diye […]

  • Muhammed Muhammedi REYŞEHRİ
Mizan-ul Hikmet-1
Rate this post
about this book
  • overview

    Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla Tüm ümmet, Resulullah’tan sonra Hz. Ali (a.s.) ve diğer Ehl-i Beyt İmamları’na (a.s) tabi olmakla yükümlüdür. Nite¬kim Resulullah (s.a.a) de “Ali’nin taraftarları kurtuluşa erenlerin ta kendi¬leridir.”diye buyurmuştur. Ay-rıca Allah-u Teala da Şura suresinin 23. ayetinde Resulullah’ın adına; “(De ki) sizden tebliğime karşılık bir ücret is¬temiyorum, istediğim ancak yakınlara sevgidir.”diye buyurmuştur. Yani Resulullah 23 yıl bo-yunca çektiği zahmet ve çabalara karşılık sadece Ehl-i Beyt’ini sevmeyi is-temektedir. Dolayısıyla Ehl-i Beyt’i sevmek bir meslek değil, dini bir gö-revdir. Resulullah (s.a.a) Gadir-i Hum’da ise şöyle buyurmuştur: “Ey insanlar! Sizin aranızda iki paha biçilmez şey bırakı¬yorum. Bu iki paha biçilmez şey Al-lah’ın kitabı ve Ehl-i Beyt’imdir.” Bütün bu bilgiler ışığında anlıyoruz ki Resulullah’tan (s.a.a) sonra Ehl-i Beyt’i sevmek ve Kur’an’ın gerçek müfes¬sirleri olan bu nurlu insanlara tabi olmak dini bir yü¬kümlülüktür. Dolayısıyla bazılarının, “Ehl-i Beyt’i sevmek bir meslek¬tir. Herkes bir mesleği seçebilir. Bazıları Ehl-i Beyt’i sev¬meyi meslek edinmiştir. Ehl-i Sünnet ise ayrı bir mesleği seçmiş¬tir.”demesi doğru bir düşünce tarzı değildir. Her Müslüman Resulullah’ı ve Ehl-i Beyt’ini sevmek zorundadır. Resulullah risaleti karşı-lığında bizlerden sadece bunu istemiştir. Hz. Ali’yi sevmeyen bir insana Muaviye ve Yezid’i sevmek kalır. Zira her ikisini sevdiğini iddia et¬mek, nur ile zulmeti sevmek gibi saçma bir iddiadır. Bu hem şer’i, hem de akli açıdan doğru bir inanç değildir. Bilindiği gibi Kur’an-ı Kerim’de Ehl-i Beyt kelimesi üç yerde kullanıl-mıştır. 1-Hz. Musa’nın (a.s) kıssasında... Hz. Musa (a.s) bebek iken Allah’ın emri üzere annesi tarafından bir sandık içerisine bırakılıp Nil nehrine atılmış ve Firavun ailesi tarafından Kur’an’ın ifadesiyle kendilerine bir düşman ve üzüntü kaynağı olsun diye sudan alınmıştı. Bu küçük çocuk hiç bir kadının sütünü emmeyince Fira-vun ailesi şaşırıp kalmışlardı. O sırada Hz. Musa’nın (a.s) kız kardeşi gele-rek onlara: “...Ben si¬zin adınıza onun bakımını üstlenecek ve onun hayrını isteyecek bir Ehl-i Beyt’i (ev halkını) size tanıtayım mı?”demişti.” Bunun üzerine çocuk annesine iade edilmişti. Bunu Kur’an-ı Kerim şöyle açıklıyor: “Böylece onu, annesinin gözü aydın olsun, üzülmesin, Allah'ın verdiği sözün gerçek oldu¬ğunu bilsin diye, ona geri çevirdik. Fakat çoğu bilmezler.”  Bu ayet-i kerimede, Hz. Musa’nın (a.s) kız kardeşinin, Ehl-i Beyt tabirinden neyi kastettiğine açıklık getirecek herhangi bir açık-lama yoktur. Acaba söz konusu beyt (ev) ile bir yakınlığı olan bütün şahıs-ları mı, yoksa bazılarını mı veya yalnızca soy yakınlığı olanları mı, yoksa hem soy yakınlığını hem de evlenme yoluyla meydana gelen yakınlığı içeren bir anlamı mı veya bunlar ile birlikte “vela”(kölelik) ve terbiye yö-nünden bu evle ilgisi olan şahısları mı veya bütün bun¬lardan daha geniş bir anlamı mı kastetmiştir, bu belli değildir. Ayrıca burada görüldüğü gibi zaten “Ehl-i Beyt”ke¬limesi Arapça me-tinde, harf-i tarif olan “elif-lam”takısı olmaksızın, nekire (belirsiz) olarak zikr olunmuştur. 2-Hz. İbrahim’in (a.s) kıssasında... Melekler Hz. İbrahim’in hanımına Hz. İshak ve on¬dan sonra da Hz. Yakub’un müjdesini verince şaşır¬mıştı. Melekler de ona şöyle demişlerdi: “Allah'ın rahmeti ve bereketleri siz Ehl-i Beyt’in (ev halkı¬nın) üze-rine olmuşken, nasıl Allah'ın işine şaşar¬sın? O, övülmeye layıktır, yücelerin yücesidir” Bu ayet Hz. İbrahim’in zevcesinin de onun Ehl-i Beyt’inden olduğunu bildirmektedir. Çünkü ayette biz¬zat ona hitap edilmiştir. Elbette bu, “Ehl-i Beyt”keli¬mesinin her yerde, hatta maksadı belirtecek herhangi bir alametin bulunmadığı, yani mutlak olarak kullanıldığı yerlerde de zevce kelimesini kapsadığına delil teşkil edemez. 3-Tathir ayetinde... “Ey Ehl-i Beyt! Allah ancak sizden her türlü pisliği gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.” Şüphe yok ki Peygamber (s.a.a) Kur’an-ı Kerim’in anlamını, işaret ve maksadını herkesten daha iyi bil¬mektedir. Açıklama ve beyana ihtiyaç du-yulan bu tür ayetler karşısında da Peygamber (s.a.a) yegane merci ve sığı-nak konumundadır.

  • details
    • Muhammed Muhammedi REYŞEHRİ
  • reviews